14 Şubat 2012 Salı

SERHAT YABANCI


SERHAT YABANCI
AİLE-EVLİLİK-İLİŞKİ DANIŞMANI
YAZAR


0216 371 33 83

0532 164 25 84

0505 540 09 77
www.serhatyabanci.com
www.twitter.com/serhatyabanci
www.facebook.com/serhatyabanci


TV8 deydim..  ilişkiler evlilikler üzerine konuştuk 16 Ocak 2014

25 Şubat 2014 te  TV8 deyim.

3 Mart 2014 saat 20 de TRT deyim.

8 Mart saat 16" da kanalT deyim.


İletişim


0216 371 33 83 0532 164 25 84 0505 540 09 77

Mail: serhatyabanci@cotmail.com



EĞİTİMLERİ:
 1- İstanbul Ticaret Üniversitesinde Uygulamalı Psikoloji ( 2. yüksek lisans)
 2- ODTÜ de aile ve evlilik terapisi eğitimi,(2 DÖNEM)
 3- Hacettepe üniversitesi Denver gelişim testi eğitimi
4- İSZU aile Danışmanlığı Eğitimi ve Yöred de Aile Dinamikleri eğitimi
5. Academy of Cognitive Therapy tarafından kabul edilen Bilişsel-davranışçı terapi eğitimi ( teorik + süpervizyon)
6. klinik görüşme ve değerlendirme eğitimi
7.2004 yılında 1. tezli yüksek lisansını bitirmiştir
. 8. Kartların psikoterapide kullanılması eğitimi
9. Transaksiyonel analiz Eğitimi
10. psikolojik Danışma formasyon eğitimi
11.Sosyoloji Lisans Eğitim 2001


http://www.serhatyabanci.com/

8 Haziran 2009 Pazartesi

BASINDA VE MEDYADA SERHAT YABANCI











2011 türkmax   "herşey tadında programı  ' evlilik terapisti!

2009 ATV   esra erol evlilik programında  Evlilik danışmanı

3 HAZİRAN 2009, TRT-1 CANLI YAYIN " ALIŞVERİŞ VE REKLAM PSİKOLOJİSİ

19 mayıs " HABERTÜRK GAZETESİNDE TAM SAYFAM MAKALEM " ERGENLİK PSİKOLOJİSİ"

13 MAYIS TRT-1 " SINAV VE BAŞARI"

*19 nisan 2009 , star gazetesi "çocuk tacizi "

*15-22 nisan 2009, "KAPIALTI" programı " mahkum ve suç psikolojisi"

*15 nisan 2009, TRT-1 ," yaşarken" programı " kriz psikolojisi"

*18 mart 2009, "trt-1 yaşarken programı" çocuk ve ergenlerde şiddet"
*1 Mart "habertürk gazetesi" ropörtaj

*26 şubat 2009-14:10 TRT-1 canlı yayın "YAŞARKEN

*28 OCAK 2009 TRT-(radyo 1) "Yaşamın içinden" programında Canlı yayında olacağım.(her hafta)

*29 OCAK-7 şubat arası "STV" "BOŞANMAK İSTEMİYORUM" da

*01 ARALIK 2008 TRT-(radyo 1) "gecenin içinden" programında Canlı yayında olacağım.

*26 kasım 2008 " BOŞANMAK İSTEMİYORUM " SAAT:17: 00 de STV de olacağım.

*07.EKİM 2008. ARKA PLAN. " EKREN YAŞTA EVLİLİK" HABERTÜRK:20:00

*06 .EKİM.2008 BOŞANMAK İSTEMİYORUM STV:17:00

SEMİNERLER
BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ YAŞAMA ANAOKULU 19 NİSAN 2009

ÖFKE KONTRÖLÜ VE EMPATİ : 13.KASIM 2008 : KARTAL Y.SELİM DEVLET HASTANESİ

EMPATİ SEMİNERİ : 25 HAZİRAN 2008 Y.AVUZ SELİM DEVLET HASTANESİ

PERSONEL İLETİŞİMİ : KARTAL DEVLET HASTANESİ

STRESTEN KORUNMA YOLLARI : KARTAL BELEDİYESİ

AİLE İÇİ İLETİŞİM : KENAN EVREN ASKERİ KIŞLASI

ÖSS VE ERGEN İLETİŞİMİ : MEB KARTAL S.Ş.ANADOLU LİSESİ

BABA-ÇOCUK İLETİŞİMİ : HALK EĞİTİM MERKEZİ

STRESTEN KORUNMA YOLLARI ( KÜLTÜR MERKEZİ )

AİLE İÇİ İLETİŞİM "


YAYINLAR:

30 YAŞ SENDROMU "AKTÜEL DERGİSİ"

30 YAŞ SENDROMU " ZAMAN GAZETESİ"

RUH SAĞLIMIZ NEREYE GİDİYOR "KİM KADIN DERGİSİ"

NEDEN YALNIZIZ " SAĞLIKLI YAŞAM DERGİSİ"

SINAV KAYGISI VE BAŞEDEBİLME

ÖSS-ALAN SEÇİMİ


HAYIR DEME YÖNTEMLERİ

ZORUNLU EĞİTİMİN PSİKO-SOSYAL SONUÇLARI (TEZ-KİTAP)

ÇALIŞANLAR AÇISINDAN MOTİVASYON ÖNEMİ ( TEZ-KİTAP)

SAHA ÇALIŞMASI (TEZ)

Üye Olduğu Mesleki Kuruluş ve Organizasyonlar
TPD, AÇEV ,Afetlerde Psikososyal Hizmetler Derneği,ELKUYARD, MARED, PDR DERNEĞİ,MODA DENİZ KLÜBÜ,

Serhat YABANCI için Yazılan Tavsiye ve Teşekkürler:



Mehmet Emin KIZGIN
Ankara - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
06-05-2008
TavsiyeNo: 11721

Merhaba, Serhat kardeşimi,birlikte sunduğumuz bir eğitimin öncesinde tanıdım.Bir çok alanda bilgi,deneyim ve tecrübelerimizi paylaştık.O süre içinde kendisinden son derece memnun kaldım. Serhat Bey,işini oldukça titiz,düzenli ve geniş içerikli yapmaya çalışmaktadır.Entellektüel birikimi,kültürlerarası tecrübeside buna eklenince sanırım ortaya olgun bir meyve çıkmaktadır. Özellikle öğrencileriyle olan diyaloğuna doğrusu hayran kalmamak elden değil,ve gıpğta ettim. Kendisine selam ve sevgilerim yolluyor,başarılarının devamını diliyorum......
6 (%75) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Özlem AKKEL
İstanbul - Psikolog / Psk.Danışman
(Sitemize Kayıtlı Profesyonel)
26-09-2008
TavsiyeNo: 15652

Serhat Bey'le arkadaşlığımız yıllar önce aynı eğitim grubunda bulunmamıza dayanıyor.Bazı insanlar vardır hayatınızdan gelip geçerler,Serhat Bey gerek karakteristik duruşuyla gerekse pozitif yaklaşımlarıyla mesleki ve bireysel yaşamımda yer edinmiş sayılı insanlardan biridir.Eğitim seminerlerinin dışında kendisiyle aynı çalışma ortamını da paylaşmış bulunmamız onun mesleki birikim ve istikrarının ne kadar güçlü olduğunu anlamama yardımcı oldu.Hala birlikte yürüttüğümüz projeler bulunmakla birlikte bireysel yaşamımda da görüşüne,düşüncelerine çok önem verdiğim,önemli kararlar alırken deneyim ve bilgisine danışmaktan çekinmediğim ilk insanlardan biridir.Mesleki olarak sürekli kendisini yenileyen,alanla ilgili gelişmeleri takip eden,sorgulayan ve işinin gereğini yerine getiren bir arkadaşımdır.Bireysel danışmanlık ve özellikle ergenlerle ve aile çalışmalarıyla ilgili çalışmalarında kendisine sonsuz güvenim var.Başarısının daim olmasını diliyorum.
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ülke (Danışan)
IP: 78.176.104.YBF
30-04-2008
TavsiyeNo: 11514


Serhat bey benim kötü günlerimde yanımda olmuş dostum olacak kadar işinin uzmanı bir insandır. Bazen insan sorunlarını en yakınlarına anlatır da karşısındaki kendine göre yorum yapar ya Serhat Bey'in sadece bir tane cümlesi hayatımda çok şeyi değiştirmiştir.Hem mükemmel bir uzman danışmandır hem de çok iyi bir dosttur. İşinde ciddi,seviyeli ama o oranda da karşısındakine yakındır. Hayatıma olan katkılarından dolayı, beni yanlışlarımdan döndürmesinden dolayı hatta en önemlisi kızımla ilişkilerimde bana yardımcı olmasından dolayı O'na sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum. Bence O'nunla görüşmek için geç kalmayın..........
13 (%93) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ebru (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.249.225.LY
18-02-2008
TavsiyeNo: 8704

problemli oldugum bir dönemde internette  uzman ararken bir şekilde karşılaşmıştım kendisine cok ilgili ve alakalı davranmıştı. gerçi ben cok uzak bir şehirde odugum için birebir terapi olmamıştı ama o zaman için içinde bulundugum ruh halıyle ilgi ve alakası bile benı cok rahatlatmıstı. hala tel. numarası kayıtlıdır bende ve msn listemde de eklidir.keske daha yakın bir yerde olsaydıda birebir görüşebilme sansmız olsaydı. şiddettle tavsıye edıyorumm kendisini
12 (%92) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fazıl hızal (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.224.193.YDC
29-05-2008
TavsiyeNo: 12406
Bu kişi ile askerlik vazifemi ifa ettiğim süre içinde tanıştım. Kendisi 12.Mekanize Piyade tugayının psikolojik danışmanı ve PDRM uzmanı olarak son derece başarılı ve etkin çalışmalar yürütmüştür. Mesleğinde alernatif ve bilimsel yaklaşımı ve insan ilişkilerinde son derece başarılı oluşu ve çalışma azmi beni etkiledi. Açıkcası amatör bir ruhla son derece profesyonel metodlar kullanarak çalıştığını düşünüyorum. Mesleğinde akademik çalışmaları saha ile birleştirdikçe hem daha iyi bir konuma yol alacağını hemde daha tanınacağını düşünüyorum.
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ersoy uygur (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.179.164.YF
17-02-2008
TavsiyeNo: 8672

kendisini çok yakından olmasa aynı semtten olduğumdan tanırım. mesleki olarak kendini kanıtlamış ve anadolu yakasında tanınan biri. tüm kurumlara eğitimleri ile tanınmıştır. Genel müdürü olduğum kuruma da eğitim verdi. çok memnun olduk. personelin motivasyonu, kişisel gelişimi, problem çözme becerileri ve aile danışmanlığı olarak çok güzel geri bildirimler aldık. teşekkür için bu tavsiye mektubunu borç bildim. diğer meslektaşları gibi kitabi değil,sosyal nedenlere ağırılık veriyor ve daha gerçekçi. üyeleri dinlerken içten bir samimiyet yansıtıyor. kendini kanıtlamış biri.
11 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

fulya (Danışan)
IP: 81.214.84.YFB
19-09-2008
TavsiyeNo: 15403

merhaba Serhat Bey'le bir arkadaşım'ın tavsiyesi üzerine tanıdım.Bazen hayatta yapayanlız hissedersiniz kendizi kimseyle duygularınızı paylaşmak istemezsiniz tek başınasınızdır işte böyler bir anda tanıştım.Çok kısa bir süre de tüm olumsuz düşüncelerimden beni kurtardı.Kendimle yüzleşmemi sağladı.Şu anda yaşadığım olaylara çok pozitif bakabiliyorum.Yaşamım boyunca belki başka sorunlarımda olacak yada içinden çıkamıyacağım sonsuz sorularım.Ama artık biliyorumki bir telefonla beni sakinleştiren yada canım sıkıldığında arkadaşlığını hissettiğim.Yanlış yapacağımda beni durduracak biri var yaşantımda.Herşey için teşekkürler Serhat Yabanci
5 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

senem (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.235.93.YCC
24-04-2009
TavsiyeNo: 22608


serhat benim değerli arkadaşım..kendisi her konuda,her zaman desteğe hazır,sabırla dinleyen,mantıklı çözümler üreten ve yine her konuda yanınızda olduğunu hissettiren ve olan,sınırlarını koruyabilen,güler yüzlü ve çok doğru bir uzman..gazete ve tv programlarındanda kendisini devamlı takip edebilirsiniz.turkishline adlı sitede makaleleri mevcut.kendisini mutlaka tanımanız gerektiğine inanıyorum..canım arkadaşım gülen yüzün hiç solmasın..başarılarının devamını diliyorum..
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Ö.K (Danışan)
IP: 78.176.126.YW
23-04-2009
TavsiyeNo: 22580
Sorunlarım için birçok danışmana gittim. Malesef hiçbirtanesi bana yardımcı olamadı. Serhat beyle tanıştım. Aile içi yaşadıgım ve kendimle ilgili olan sorunlar birkaç seans sonunda cözülmeye başladı. Kendisi cok güven veren bir kişi. Motive etme konusunda üstüne tanımıyorum =). Bir danışmandan cok, bir hayat dostu edındıgımı dusunuyorum. Herzaman yanımda olan ve herzaman ulaşabildigim bir kişi. Kendisiyle istedigim konu hakkında rahatlıkla konusabiliyorum. Birkaç seansdan sonra, kendimi cok farklı bir insan olarak görmeye başladım. Kendime olan güvenim arttı. Şuan bulundugum ve hep bulunmak istedigim durum bana Serhat hocama gitmeden önce imkansız gelıyordu. Onun sayesinde daha güçlü ve dayanıklı biri oldum. Vucut gelistirme sporuna hayranlık duyuyorum. Fakat motivasyonum olmadıgı icin hep başladıgım bu sporu en fazla 2 hafta yapabiliyordum. Bir seans bu zor sporu tam 5 aydan beri aralıksız yapmamı sagladı. Bir seansda bu sorunum cözüme kavuştu. 5 ayın sonunda istedigim bir vucuda sahipim. Serhat hocamın cözemicegi bir sorun yok. Hem aile durumum düzeldi. Kendimle onun sayesinde gurur duyuyorum. Seanslarımız devam ediyor. Ve her seansın sonunda, kendimi daha da güclü ve motive hissediyorum. Kendisi beni cok etkiledi ve bir insanın aslinda herşeyi yapabilcegini bana gösterdi. seanslarımız devam ediyor ve ben bundan cok mutluyum. Serhat beyi bir danişmandan cok , bir abim olarak görüyorum. Size kapıyı gösteriyor ve bu kapıdan yürümeniz icin sizi motive ediyor. Ve inanın bana onun vermiş oldugu motivasyonla her kapıdan gecebirisiniz. Allah sizden razı olsun serhat bey. Sizin sayenizde İmkansız oldugunu düsündügüm bir hayat yaşıyorum. Emekleriniz icin gönülden teşşekür ediyorum
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

KarameLLa Begüm (Danışan)
IP: 85.101.166.YWF
22-04-2009
TavsiyeNo: 22570
Çalıştığım Özel bir televizyon kuruluşu için yaptığımız çekimler ve gazetemizde bir uzman olarak kendisinden aldığımız görüşler fazlasıyla ilgi gördü. Çalışmalarıyla zaten ün kazanmış birisi ve bunu sadece ün kazanmak için değil gerçekten insalık adına mesleğini severek yapıyor. Her zaman gönül rahatlığıyla doğru kişiden ve doğru yardımlar almak istiyorsanız isim belli..
.Kendisine teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim..
2 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nesli_ (Danışan)
IP: 88.226.97.ZZC
10-03-2009
TavsiyeNo: 20949

Serhat Bey'le yazılarından birine yaptığım yorum (aslında bir yardım çığlığı) vasıtası ile tanıştım. Beklemiyordum cevap vermesini, yoğun iş temposunda vakit ayırmasını daha doğrusu. Ama 1 saat geçmeden ileti cevabını görünce mesleğini sadece hayatını idame ettirmek için değil, duyarlı ve faydalı olmak adına icra ettiğine bire bir şahit oldum.. Hangimiz mesai saati dışında vaktimizi severek veya sevmeyerek iş görüşmeleri ile geçirmek isteriz ? Özverisi ve faydalı olma çabasının verdiği güvenle hala devam eden terapi sürecimde görüşme imkanı buldum kendisiyle (yine büyük bir incelik ve özveriyle tatilinin bir bölümünü çalmamı sağladı diyelim buna:). Sadece şunu söyleyebilirim; bana cevaplar vermedi..Sorular sordu, yönlendirdi, kendime soru sormayı öğrendim. Daha doğrusu hangi soruyu sorarsam bilinçaltımın bana doğru cevapları sunacağını gösterdi Serhat Bey, ve kendi cevaplarımın en kıymetli olduğunu da..Daha yolun başındayım, ama 40 mumdan en azından 5 'ini söndürdüğümü hissediyorum sayesinde...
1 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nuray b. (Danışan)
IP: 88.237.166.ZB
05-03-2009
TavsiyeNo: 20705


Selam SERHAT bey ile Tanışmamız oğlumuz için Danışman Psilolojik destek almak için aratırırken oldu..SERHAT Beyin ofisi bize uzak olmasına rağmen oğlumuzun ve bizim aile danışmanuımız oldu..Bizim için problem olan konularda yardımını aldık...Aile içi eğtim seminerlerne de katılma sansımız oldu.... Bizi gülen yüzü ve konukseverliği ile karsıladı her seferinde.. SERHAT bey çocularla iletişim konusun da başarılı yani cocukların ona güvenmesini cabuk açılmasını sağlıyor.. bunun tabiki eğtimini almışstır ama yine de bizim oğlumuzla iyi arkadaş oldular ve cok gülerek her konuyu aştılar bizde bıundan mutlu olduk.. Danısmanlık konusun da serhat beyin ofisi bizim için uygundu... cünkü pazar gününü bize ayırabildi ve terapiler bütün aile birlikte katılabildik.. Mesleğiyle ilgili gelişmeleri yakından takip edip cesitli proğramlara katılması ve daha çok insanı bilgilendirmesi sevindirici... Güleryüzlü ve konuksever olduğunu belirtmeme rağmen ciddi ve mesafeli bir insan olduğunu da söylebilirim... Yanında calışanlar ve ekip arkadaşlarınla da kısmen tanışma sansım oldu. Onlarda çok ilkez karşılaşmanıza ve tanışmanıza rağmen çok uzun zamandır tanısınız insanlar gibi sıcaklar hepsine işlerinde başarılar dilyorum.. en kısa zamanda tekrar görüsmek üzere.....
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Hüseyin Çakmak (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 91.93.32.YF
02-03-2009
TavsiyeNo: 20605

Merhaba, Serhat Bey ile birklikte Doğu illerinin birinde askerlik yaptık. Kısa süre içerisinde empatik yaklaşımları ve destekleyici tavırları ile aramızda çok sevilir hale geldi. Bir çok başarılı hikayesi vardır. Asker psikolojisi -ki zor bir dönemdir- kolay tamir edilecek bir durum olmamasına rağmen oldukça başarılı olmuştur. Mesleğinde başarılı ve araştırmacıdır. Zaten bunu katıldığı güzel ve büyük organizasyonlardan görüyoruz. Kendisine başarı ve sağlık diliyorum.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

FgN (Danışan)
IP: 88.240.30.WJ
24-02-2009
TavsiyeNo: 20389


SERHAT YABANCI nın internetteki blog girdilerini yazmış oldugu makaleleri okudum.ben genelde psikologları, psikiyatrları hatta doktorları bile insana yakın olmayan hep ücret karşılıgı bilgilerini paylaşan ulaşılmaz kişiler olarak bilirdim.ama bu fikrimi degiştiren tek kişi Serhat Hocam oldu.kendisini büyük bi heycanla birazda korkarak aradım çünkü alacagım olumsuz bi davranış benim zaten yıkık dökük olan iç dünyamda çok büyük hasar oluşturacaktı.kendisi gerçekten çok degerli vaktini ayırıp benle konuştu ..bu benim için çok olaganüstü bir durumdu:):)gerçekten insanı rahatlatan samimi içten bir tavrı varki 6 aydır gittigim tedavi oldugum psikatrım bile hiç kalmıştı...kullandıgım ilaçların etkisini birden x10 yapıverdi hatta ilaçları fazla kullanmamaya başladım bile...Serhat Hocam..ama gerçekten kendini işine adamış alanında çok iyi bilgi sahibi gerçekten olumlu sonuçlara ulaştırabilen bir kişi.teşekkür ediyorum hocam size....ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN BAŞARINIZI DAİM ETSİN...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

sumeyra (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.96.2.YBD
10-01-2009
TavsiyeNo: 18817

Toplum gonulluleri vakfi bunyesinde, ben ve proje ekibim bakirkoy ruh ve sinir hastaliklari hastanesinde rehabilitasyon amacli egitimler veriyoruz.Serhat beylede bu vesileyle tanistim. bize egitimleri hazirlamamiz asamasinda bircok guzel ve farkli fikirler sundu, oneriler getirdi. kendisine cok tesekkur ediyorm. bircok uzmandan yardim istememize ragmen bize serhat bey kadar yardimi dokunan baska bir uzman olmamistir.Serhat bey yardimsever oldugu kadar cok kolay iletisim kurulabilecek biridir. Cok guleryuzlu, sicakkanli ve samimidir. Ayrica, kendisinin de iletisim becerileri cok gelismis oldugundan kendinizi yaninda cok rahat hissediyorsunuz.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

Cevdet SAYDAM (Danışan)
IP: 78.162.232.FC
10-01-2009
TavsiyeNo: 18816
Sevgili Serhat YABANCI;Kendi branşında uzmanlaşmış ender kişilerden biridir.Topluma vermiş olduğu mesajlar ile yaşamındaki paralellik kendisini ayrıcalıklı kılmıştır.Vermiş olduğu toplumsal hizmetler de ışık niteliğindedir.Hem yazmış olduğu makale ve hemde katılmış olduğu TV Programlarında mesleğinin inceliklerini kendi kişiliğiyle birleştirerek sunması ,konusuna hakim olması daima dinlenilir olmasını sağlamıştır.Serhat YABANCI bu genç yaşına rağmen branşını çok iyi etüt etmiş,destek sağladığı kişilerin tam sorununu tespit ederek,isabetli nokta çözümler sunarak toplumsal kazanımlarımızı arttırmıştır.Kendisini daha iyi yerlerde görmek dileklerimle...
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

nevin (Danışan)
IP: 85.103.41.YYB
08-01-2009
TavsiyeNo: 18720

serhat beyi internette yayınlanan yazılarından tanıdım. kendısı bır sure danısmanım oldu.kısa surelı de olsa kendısınden almıs oldugum bılgıler bıle benım hayata farklı gozle bakmamı ve kendıme sarılmamı sagladı.benım gıbı hayatla savaşında zorluğa , çıkmaza gırdıgını düşünen herkese tavsiye ederim. kendınızın dusunemedıgı ve goremedıgı bır cok seyı gormenızı ve dusunmenızı saglıyor Serhat Bey. kendı cevremde danısmanlıga ıhtıyacı olan tum arkadaslarıma dostlarıma tavsıye ettıgım gıbı sızlerede tavsıye edıyorum... unutmayın kı destek saglam oldugu surece guvenılır adımlarla ılerleyebılırsınız... ve kendınıze guvenırsınız...
1 (%33) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ismehan yılmaz (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 78.162.135.ZZB
06-08-2008
TavsiyeNo: 14229
Bu yazıyı okuyacak herkese merhabalar.Kısa bir süre önce tanıştık Serhat Bey' le.Yazıları, yetkinlik alanları,günceli takip eden tarzındanda anlaşılacağı üzere çalışkan ,günü yakalayan, alanında iyi olan bir psikoloğ.Azimli,kararlı,yardımsever,sıcakkanlı,gibi özellikleri ise arkadaşlarınca malumdur.Bu kadar güzel özelliği bir arada barındıran ve aldığı tüm eğitimleri harmanlayarak danışanlarına ve kendisinden yardım isteyen herkese en iyi şekilde yardımcı olmaya çalışan Serhat Bey'e selam ve sevgilerimle....
1 (%50) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

MERWE (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 88.246.35.LL
08-07-2008
TavsiyeNo: 13477

Serhat bey ile çalıştığımız büroda tanıştım. Kendisi gerçekten başarılı uzman ve kötü zamanlarımda yanımda olan iyi bir arkadaş. İlerde geriye dönüp baktığımda hala hatırlayabileceğim ve iyiki tanımışım diyebileceğim insanlardan birisi. Sanırım kendisinden benim de öğreneceğim çok şey olacak. Arkadaşlığımızın ve bu değerli insanın başarılarının daha uzun süre devam etmesi dileğiyle. Arkadaşımı uzman bir yardıma ihtiyacı olan herkese tavsiye ediyorum.
8 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

ciqdem (Danışan)
IP: 78.184.136.YB
09-06-2008
TavsiyeNo: 12713
şimdi ne yazacağımı bilmiyorum ama serhat bey çok ama çok iyi biri ya. herşeyden önce benimle arkadaş gibi. çalıştığı yer çok şirin.birşeyleri paylaşırken en önemli olan güvendir.serhat yabancı bencee öyle.. benim için birçok şeyin değişmesine yardımcı oldu.ben belki bir parça atlatabilmiştim ama yinede çok ağırdı yaşadıklarım ve en büyük destek ondan ve annemden geldi.. en zor anlarım en büyük yalnızlıklarımda hep konuştuklarımıs düşünüorum artık.çünkü ben değerliyim. bunu bana o öğretti.. iyiki tanımışım onu.. bilmiyorumm yeterli olurmu ama bence gerçekten tanınması gereken bir insan...
3 (%100) ziyaretçimiz bu tavsiyeyi faydalı buldu.
Bu tavsiyeyi yararlı buldunuz mu?

asya (Arkadaş/Tanıdık)
IP: 85.102.233.YJF
26-05-2008
TavsiyeNo: 12310

sorunlarımın yoğun olduğu bir dönemde tanıştığım ve ilerisinde fazlasıyla yardımını gördüğüm samimi ve yaratıcı fikirli biri serhat bey.çok kısa bir süre içerisinde hayata bakış açımı değiştirmeme yardımcı oldu daha dayanıklı ve güçlü olmamı sağladı.ben kefilim serhat beyin üstesinden gelemeyeği sorun yok:)hem almış olduğu eğitim hem de kendisini bu konuda fazlasıyla eğittiği için ona sonsuz güveniyorum.problemin ne olduğunu iyi analiz edebilen ve akabinde çözüm aşamasını kolaylıkla getirebilen biri aynı zamanda samimi ve güvenilir.işinin uzmanı olması dolayısıyla problemlerin çözümü aşamasında kolaylıkla yardımcı olabileceğine emin olduğum için kesinlikle tavsiye ediyorum..tanınması gereken biri mutlaka..

MUTLU OLABİLİRİZ AMA NASIL ?

Mutluluğun yolları yıllarca aranmış, deneme,yanılmalar,tecrübeler,eğitimler, terapiler gibi teknikler ve kaynaklar ile öğrenilmeye çalışılmıştır.
Aslında mutluluğun yollarını ararken, mutsuzluğun yollarını buluruz. Çünkü hayat kendi başına düşünüldüğü ve hissedildiği gibi yaşanır. Yani aynı olayı yaşayan iki kişinin farklı duygular ve düşünceler yaşaması,mutluluğun bir bakış tarzı ve hissediş olduğunu ortaya koyar.fakat insanların farklı bakması yüzeysel değil, bazen kemikleşmiş bir sistematik zihinsel süreç iken bazen çözüm yolu olarak geliştirilmiştir.
Mutlu olmak sadece belirli bir durum veya olaya karşı olabilecek kadar lokal bir durum değildir. Hayat bir bütün ise mutluluk da bir bütündür.fakat az sonra tek tek değineceğim gibi hiç de mutluluğa bir bütün olarak bakamıyoruz.

*Her An Mutlu Olmalıyım.
Peki bu mümkün müdür ? aslında şuan en büyük sorunumuz bu. Nedense her anımızın mutlu olmasının peşindeyiz. Mutsuzluğa,keyifsizliğe, bir şeyin yanlış gitmesine tahammülümüz yok.işte ilk nokta bu: her anımızda mutlu olamayacağımızı kabul etmeliyiz. Kabul edersek, gün içinde yaşadığımız olumsuzlukları yaşamın bir parçası ve gereği olarak görür,dövünmek ve üzülmek yerine çözüm ararız. İnsanın her an mutlu olması demek, hayatının anlamsızlaşması demektir. Zamanla rutin bir hal alan mutluluk adındaki etkinlikler bizde doyumsuzluk ve eskisi kadar bizi mutlu etmeyen durumlara doğru gider. Ayrıca burada mutluluğun tanımını da doğru yapmamız gerekir.mutluluk hayatın istenildiği düzeyde kısa ve uzun hedeflerin gerçekleşmesi iken aynı zamanda da bireysel olup herkesin isteğine göre şekillenir.
Acı:
Eğer hayatınızda acılar var, acılar yaşıyorsanız size acı verecek kadar değerli şeylere sahipsiniz ve bu acı sizinde önemli olduğunuzun bir göstergesidir. Bu nedenle acıların bir yaşam kaynağı olduğu,hayata bağlanmanın bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. Düşünün ki hayatta hiçbir şey size acı vermiyor. Ne bir kayıp ne bir bitiş ne de başka bir şey. O halde siz bu hayatın neresindesiniz? O halde siz bu hayatta hiç bir şeye sahip değilsiniz.

Kaygı:
Aslında ülkemizde en büyük psikolojik iki hastalığın varlığından söz edebiliriz. Kaygı ve depresyon. Kaygıların temel analizi: bizi üzen olaylar değil,bizim onlar hakkındaki yorumlarımız ve düşüncelerimizdir.
Aklınıza şuan sizi en çok kaygılandıran olayı getirin.
• sizin yerinize başkası olsaydı da bu olayı sizin gibi yorumlar mıydı?
• Bu olayı yaşayan arkadaşınıza ne önerirdiniz?
• olabilecek en kötü şey nedir?
• Dediklerinin olacağına dair kanıtlar var mı?
• Duygular hiçbir zaman kanıt değildir o halde kanıt?
• Sonucun beklediğim gibi olma olasılığı nedir? İhtimal mi gerçeklik mi?

Kaygının temelinde olayı büyütmek,gücünü küçültmek vardır. Burada kişinin yaşadığı kaygı ne ile ilgili olursa olsun kontrol edememe, baş edememe vardır. “ya.. olursa biterim.,mahvolurum. Çıldırırım….. gibi… yani mutsuzluğumuzun temel nedenlerinden biri de gerçeklikler üzerinden değil de duygularımızı ve kendi yarattığımız düşünceleri kanıt saymaktır.
Eşinden sürekli şüphe eden birinin kanıtı yoktur. Duygularıyla bunu test eder. Ama artık bu güvensizlik ve hesap sormak evlilikte mutsuzluk haline geldiği için eşi kadını gerçekten aldatabilir. Yani duygularımız ciddi adımlar için bizi yanıltacağından mutsuz oluruz.

Evlilik:
Tercilerimizdeki nedenler çok önemlidir. Neden evlenmek istiyoruz?
Aslında mutsuz evliliklerin temelindeki düşünce” tedavi amaçlıdır.” Evlenirsem hiçbir sorunum kalmayacak, evlenirsem ruhsal olarak, ekonomik olarak sosyal olarak tüm sorunlarım bitecek.dünyanın en mutlu insanı olacağım. Peki evlenenlerin hepsi bu sonuca mı ulaştı.karar sizin. Ayrıca evleneceğiniz kişinin de sizin bir kurtarıcı olarak gördüğünü düşünün. Bu beklentileri karşılayabilir misiniz? Evlilik bir tedavi değildir. Evlilik tedavi sonrası karardır. Doğru bir evlilik yoktur. Doğru yürütülen bir evlilik vardır. Sizin evlilik öncesi ne kadar flört ettiğiniz ne kadar çok görüştüğünüz o evliliğin sağlamlığını veya mutluluk derecesini desteklemez. Önemli olan evlilik öncesi zamanı nasıl geçirdiniz. Yıllarca flört edip,evliliklerinde hemen boşananları görebiliyoruz. Burada temel olan, flörtü nasıl geçirmektir. Flört ; partnerini tanımak için geçen süreçtir. Yoksa, sadece zamanı yaşamak,sosyal-fiziksel-duygusal paylaşım süreci değildir. Siz yıllarca biriyle çıkar, yine de onu tanıyamayabilirsiniz. Onu tanımak, onunla olmak değil, onunla önemli konuları kritik etmek, söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılığı görmektir. Bu nedenle çoğunun aksine” aşık olmadan evlenin diyorum”. Aşık olursanız çoğu gerçeği görmeden evlenirsiniz. Size ters geliyor değil mi ? karar sizin.

Evlilik &benzerlik :
İnsanlar her zaman tanıdıklarını tanımadıklarına göre daha yakın görürler. Bu nedenle ilişkilerde yakınlaşmak ancak tanımayla olur. tanımadan yaşanılan ilişkiler sadece içgüdüsel ve eğlence amaçlıdır. Sonrası ve devamı hakkında fikriniz yoktur.
Bunun yanında şaşırdığımız bir nokta şudur: biriyle ortak noktanızın olması, onunla denk ve eşit olduğunuz anlamına gelmez. İkinizin pop müzik sevmesi,benzerliktir denklik değil. İkinizin çalışması denklik değil, benzerliktir. Evlilikte benzerlikler üzerine değil daha çok denklik üzerine hareket edersek, mutluluk ve mutlu olabilmek oranımızı arttırırız

Bakış açısı tedavisi.
Dedik ki bizi üzen olaylar değil, bizim onlar ile ilgili duygu ve düşüncelerimizdir. yani örnek: yaşadığınız yerde her gün piyango çekilişi var. Bu çekilişte herkese bir bilet veriliyor. Piyangoda ise,ölüm,kaza,kayıp,iflas,hastalık,kanser,düşmek, ağlamak,terk edilmek vb.. çok kötüden çok iyiye doğru ödüller !! var.amortiler var. Boşlar var. Bazılarının piyangosuna ölüm çıktı. Bazılarının kaza bazılarının kazanç,kayıp. Senin piyangona ise terk edilmek çıktı ne dersin. Üzülür müsün?
Sonuçta her gün elimizde bir bilet yok mu ?.. ve bu bilete her gün bir şeyler çıkmıyor mu? Ama biz olayı sadece bizim başımıza gelmiş gibi yorumlar, suçu ve kabahati kendimizde ararsak kendimizi mutsuz ederiz.
Gerçek mi hipotez mi?
Duygularımız kanıt olamaz dedik.”.beni terk edecek, beni aldatıyor, beni sevmiyor gibi düşüncelerimizi yarattığımızda bunlar ile ilgili sonuçları da üretiriz.
“beni sevmiyor o halde,terk edecek. O halde başka biriyle ilişkisi var”. Bu tip yanlış çıkarsamalar ilişkiyi ve iletişimi 3 e böler. Siz, o ve sizin senaryonuz.senaryonuza o kadar kendinizi kaptırırsınız ki, artık partnerinizi senaryoda oynatmak için adeta rol verir ve ilişkilendirmek istersiniz.

Genellemek:
Daha önce yaşanılan olayların sonra tekrar yaşanması kaygısı insanlarda hep gelecek ile ilgili girişim adım atma konusunda hata yaptırır. Eğer eskiden başınıza gelen bir olayı tekrarlarca yaşıyorsanız, sorun sizin yaklaşımınızdadır. Aynı nedenler aynı sonucu verir. Siz aynı yaklaşımlar ve aynı nedenlerin üzerine kurduğunuz her şeyde aynı sonucu alırısınız. aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” diyordu bir zamanlar dünyanın dahisi Einstein… yani hem geçmişe sığınıp onun üzerine hayatı kurmak bir mutsuzluk nedeni ,hem de nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştirmeye çalışmak bir mutsuzluk nedenidir.
Çaresizlik:
Hayatta çaresiz insan yoktur. Sadece bir şeyler yapması için cesareti ve planı olmayanlar vardır.çaresizlik için önce plan ve yol haritası çizmeliyiz. Yeni bir ben olmak adlı makalemde buna detaylı değinmiştim. Yolunuzu çizersiniz, önceden planlarsınız. Engelleri de kabullenir ve sistematik çözersiniz. Gerekirse destek alırsınız. Ama unutmayın ki; çaresiz insan yoktur, ne yapacağını bilmeyen vardır. Nasıl yapacağını bilmeyen vardır.

Hareket et mutlu ol :
İnsanın bünyesi hareket etmek için kurgulanmış bir makine gibidir. Siz hareket etmedikçe, tekerlekler dönmez, demirler paslanır. Özellikle depresif ruh hallerinde hareket etmek, isteksizlik ve halsizlik vardır.. fakat bunu yenmek için üzerine gitmemiz gerekir. Hareket etmeyen insan, az iş yapsa da daha çok yorgun düşer,daha keyifsizdir,sorumluklardan kaçar. Aslında zamanda bu durumu alışkanlık ve yaşam şekli haline dönüşür. Freud, dediği gibi “mutlu olmak istiyorsan çalış ve sev”.. çalışmak, vücuttaki seratonin hormonunun salgılanmasını ve kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar.
“İşe yaramıyorum” diye düşünen biri, çalışırsa (buradaki çalışmak illaki para kazanmak amaçlı değildir) kendini işe yarıyor, elinden bir şeyler geliyor diye algılayacağı için kendini önemsemeye başlayacaktır.

Sonuca değil sürece odaklan :
Sonucunu düşündüğün her şeyde, zevk almak yerine kaygılarınla boğuşursun. “ ya olursa ya olmazsa.belki, belirsizlik, karamsarlık hep olumsuzlukları seçme gibi çıkarımlarda bulunuruz. İlişkinizde soruna odaklanırsanız tadını alamazsınız. bu durum ise hep plan yapan hep kaygı yaratan bir sevgili haline dönüştürür sizi. Sınav kaygısının tek nedeni sonuca odaklanmaktır. Ya kazanamazsam, ya sınav günü bir şey olursa gibi. Hayat sınav gibidir, hep ya bir şey olursa derseniz evden çıkmamamız yada kimseyle iletişim kurmamanız gerekir. Sonuca odaklanmak, sürecin kötü yaşanmasına neden olur. partneriniz “ flört ederken böyle evlenirsem hiç kaldıramam deyip sizden ayırabilir”
Aslında sonuca odaklanmak bazen bir özgüven sorunun göstergesidir. Rahat olamamaktır. Kaybetme kaygısıdır. Bu nedenle sonuca odaklı biriyseniz “nende böyle düşünüyorum”diye kendinizi sorgulamalısınız.yada bir danışmandan destek almalısınız.
Ayrıca eğer günlük hayatınızda “ya ile başlayan cümleler veya se-sa ile biten cümleler var ise bunlara inanmak yerine bunların gerçek olmadığını düşünmelisiniz.

Saygılarımla

Serhat Yabancı

Bilgi iletişim:
serhatyabanci@hotmail.com
0216 371 33 83
0505 540 09 77
0534 874 76 22

http://serhatyabanci.blogspot.com/

13 Aralık 2008 Cumartesi

EVLİLİKTE İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?

EVLİLİKTE  İLETİŞİM, HAKLI OLMAK İÇİN Mİ MUTLU OLMAK İÇİN Mİ?
                Bir ilişkinin kalitesi, iletişimin kalitesi ile ölçülür. İletişim, evlilik, flört,vb.  tüm ilişkilerde ilişkinin şeklinin kalitesinin ve düzeyinin göstergesidir.
                Bizim toplumumuzda kendini ifade etmek, onu ikna etmek,  karşıdaki üzerinde bir etki yaratmak olarak algılanmakta. Oysa gerçek iletişim, kaygılardan uzak olmalı, kendini ifade etme odaklı olmalıdır. Şayet ikna amaçlı ya da etki amaçlı bir  iletişim dinamiğine sahipseniz, o iletişimin sonunda öfke veya kavga kaçınılmazdır.  Ayrıca sadece çözüm odaklı ve ikna odaklı iletişim kuran çiflterin kendi aralarında da sohbet edemedikleri ve güncel konularda da paylaşım yapamadıkları görülmektedir.
                O halde iletişimde ilk kuralımız ikna etmek ve kabul ettirmek amaçlı olmamalıdır.
                İletişim, bir evlilik/ilişkideki sorunların çözümü için en temel ortak anahtardır. Ekonomik, sosyal, duygusal, cinsel vb. gibi yaşanan tüm sorunlar doğru bir iletişim tekniği ile çözülebilir.  Evlilik terapistleri olarak bizler, iletişim ile her türlü sorunun çiftler tarafından çözüleceğine inanırız. İletişimi düzeltmeyen çiftler, dışsal etmenlerle, farklı destek güçlerle sorunu çözmeye çalışırlar.  Daha çok para kazanmak, araba,ev , alışveriş kalitesini arttırmak vb. gibi etmenler , ilişkinin değil evliliğin konfor düzeyini arttırır. Dışsal destekler, iyi giden ve belli sorunları çözülen evliliklerde yapıcı etki yaratırken, kötü giden evliliklerde, kişilere boşanma gücü verir.
                O halde, evlilik içindeki iletişim sorunu, dışsal destek kaynakları ile değil, iki eş arasında karşılıklı çözülmelidir.
                İletişimin evlilikte sorunlu olması, eşlerin birbirlerine olan önyargısı ve etiketlerinin  ürünüdür. Eşler, birbirlerine güvenmezler, değişeceklerine inanmazlarsa konuşmalar kısa ve  emir vaki olur, içeriğinde de duygu barındırmaz. Birbirleri hakkında negatif algılara sahip olan çiftler, sigorta attıran konularda genelde 30.saniyeden itibaren kontrolden çıkarlar.  Bunun nedenlerinden biri de çiftlerin birbirini zihnini okuması ve söylenene değil, onunla ilgili aklından geçene inanmasıdır. Mesela, siz ne söylerseniz söyleyin eşiniz  ailesi hakkında sizin önyargılı olduğunu ve sevmediğinizi söyleyecektir.  Eğer önyargılar oluşmuşsa, konuyu konuşmaktan çok önyargıya odaklanıp hem önyargı sahibinin  hem de buna neden olan eşin özeleştiri yapması gerekir.
O halde,iyi bir iletişim için eşler birbiri hakkındaki önyargılarıyla yüzleşmelidirler.
Bir ilişkide sağlıklı iletişim, sağlıklı güven duygusuna bağlıdır. Birbirine güvenmeyenler, birbirinin söylediklerine de güvenmezler. Güven ilişkisinin oluşması için ise mutlak olarak özeleştiri, özür dileme ve hatayı kabullenme gerekir.  Birinin güvenini kazanmak istiyorsak, haksız ve hatalı olduğumuz noktalarda, (en kötü) onu kaybetme ihtimali olsa bile, özür dilemeli, kabul etmeli ve özeleştiri yapmalıyız.  Olayların üstünü kapatarak  sorunlar çözülmediği gibi kalıplar ve güvensizlikler oluşur.
Hatalarını kabul etmeyen yada kendi hatalarını eşinin hatalarıyla kapatmaya çalışan kişiler, her geçen gün daha fazla iletişimi bozan taraf olur. Mesela, eşinizin eve geç gelmesi, sizin hakaret etmenizin nedeni veya sabunu olamaz.  İkisi ayrı birer hatadır.  Ayrıca bir hatanın bedelini onun canını acıtarak ödetirseniz, ödeşmiş olur ve özür dileme gereği oluşmaz.  Başkasının canını acıtarak ,kendi  canınızın acısını azaltmaktan vazgeçmeliyiz.
                O halde  sağlıklı bir  iletişim için ,hatalarımızı kabul etmeli haksız olduğumuz noktalarda da karşıdakinden özür dilemeliyiz.  “ama” ve ya “ sende şöyle yapmıştın” kalıplarını kesinlikle kullanmamalıyız.
                İyi bir iletişimde temel olan, iki tarafın olduğu gibi kabullenildiği duygusu yaşamasıdır. İletişimde karşıdakini değiştirmeye çalışmak, beyhude bir çabadır. Hiç kimse karşıdakini mutlu etmek için değişmemeli. Ama  zarar veren bir davranışı var ise bunu , inandığı ve mantıklı bulduğu için değiştirmeye çalışmalıdır.  Değiştirmeye çalışmak konusunda ne kadar ısrar ederseniz, karşıdaki  de değişmemek için bir o kadar direnç gösterir.   İletişimde sorunlu davranış varsa amaç değiştirmek değil, “farkındalık yaratma” olmalıdır. Siz ona fark ettirin, ama ısrarcı olmayın. Fark edip değiştirmemesi  zaten sizi yok saymasıdır ki, bir insan bir ilişkiyi yürütüyorsa mecburen yok saymanın sa bedelini öder. Eşinizin davranışının farkında olmasını sağlamak zordur. Bu konuda en etkili yöntem ,yumuşakuslup ve duygu içerikli cümlelerdir.  Bağırarak öfkelenerek  kimseyi değiştiremezsiniz. Korku dolu  telkinler, istediği ve inandığı  için değil korktuğu için yapılmıştır. Cesaretini topladığında da yapmayı bırakacaktır.
                Farkındalık için emir cümleleri kullanmamalıyız. Daha .çok o davranışın bizim üzerimizdeki etkisini, nasıl etkilendiğimizi, kırıldığımızı, üzüldüğümüzü belirterek ifade etmeliyiz. Mesela ; sesini yükselttiğinde çok korkuyorum, çok üzülüyorum, beni sevmediğini düşünüyorum” gibi . burada dikkat edilmesi gereken esas nokta, bu durumun süreç  odaklı olduğudur. Birkaç deneme ile sonuç almak mümkün olmayabilir. Çünkü hem o buna alışık değil, hem de siz kalıplarınızın dışında bir iletişim kalıbı oturmaya çalışıyorsunuz. O sizin samimiyetinizi sorgular siz ise sabrınızın zorlanması ile savaşırsınız.Sıkıntıları söylerken 2 yol izlemeliyiz.
  1. Önce bu davranışın bizim üzerimizdeki etkisini söylemeliyiz.
  2. 2.nasıl davranmasını istediğimizi yani beklentimizi söylemeliyiz.
O halde sağlıklı iletişim için ,eşimizi değiştirmeye değil, davranışının farkında olmasına çalışmalıyız.

                      İlişki ve evlilikte iki farklı cinsiyetin, farklı yetişme ve kişiliklerin bir arada olduğunu kabul etmeliyiz.  Eşler birbirleri ile yarışmamalı. İletişim için ortak dili bulmaya çalışmak, bu ortak dilin ise aynı kelime veya üslup değil, birbirinin hassasiyetlerini gözeten  şekilde olmasını sağlamak gerekir.  Esas olarak da iki taraf, birbirinin bam teline basmamalı, sigorta attıran kelimelerden kaçınmalıdır.
O halde iletişimde esas olan  hırs ve intikam tatmini değil, sorun çözmek, rahatlamak ve kendini ifade etmektir.
                Evlilikte iletişim kurulmadan önce kendimizi sorgulamalıyız. Amacım ne, hangi sonuca ulaşmak istiyorum, onun karşı tezi nedir?, onun haklı olduğu kırıldığı noktalar nedir ? vb. gibi sorular ile kendimizi test etmeliyiz.
 İletişimde amaç egomuzu tatmin etmek, haklılığımızı vurgulamak olmamalıdır. Haklı olmamız iletişimde her şeyi söyleme hakkına sahip olduğumuz anlamına gelmemelidir. Çünkü haklı olmak ve devamlı buna sığınmak, bunu silah olarak kullanmaktır.  Oysa haklı olmak, evlilikte sizi mutlu kılmaya yetmez.
Şuana kadar hep konuşmak üzerine odaklandık.. iletişimde gözden kaçan önemli ayak ise dinlemedir. “biz konuşamıyoruz” diyen çiftlerin evliliklerini incelediğimizde az dinleme, çok konuşma ve aralarında haklılık savaşı olduğunu görürüz. Oysa iletişimde esas olan dinlemektir. Bağırmalar, gürültüler ve kavgalarda esas neden dinlememektir. İki kişi kavga ediyorsa dikkat edin aynı anda konuşuyorlardır.
O halde sağlıklı iletişim sırayla dinlemek ve konuşmak şeklinde olmalıdır.
Dinlemek , konuşmak için sırasını beklemek değil,  söylenenin içindeki mesajları almaktır. Bazen siz konuşursunuz o susar. Sonra bir bakarsınız hiç dinlememiş gibi  sorular sorar. Oradan da anlaşılacağı üzere aktif dinleme değil, pasif dinleme yapılmıştır.
 O halde sağlıklı iletişim de dinlemek, anlamanın ilk şartıdır.

OHALDE SAĞLIKLI BİR EVLİLİK SAĞLIKLI BİR İLETİŞİM İLE MÜMKÜNDÜR.

Serhat YABANCI
 Evlilik-Aile-İlişki Terapisti
www.serhatyabanci.com
05321642584

9 Aralık 2008 Salı

EVLİLİKLERLDE TARTIŞMAK

Günümüz evliliklerinin en temel sorunudur tartışmak. Aslında tartışmayı tartışmalıyız önce. Bizim dilimizde tartışmak, olumsuzluk, kavganın ön aşaması, kabalık veya gerginlik olarak algılanmaktadır. “Annem ve babam tartıştı”. “ eşimle çok tartışıyoruz” gibi cümlelerin genel manası olumsuzluktur.
Oysa tartışma ,temelde sorunun çözümüne yönelik yapılan fikir alışverişi ve açıklamadır.fakat ülkemizde tartışma kültürü oluşmadığından istenilen düzeyde bir tartışma görülmemektedir. Televizyonlarda üst düzey kişilerin katıldığı tartışma adlı programlarda , kavgalar, hakaretler, kabalıklar,eleştirel yaklaşımlar sık olarak görmekteyiz.
Aslında temel sorun ilk aşamada karşıdakini dinlememektir. Sözünü bitirmesine bile izin vermemektir. Sanki taraflar karşıdakinin ne söyleyeceğini bilircesine sözünü kesmektedir. Sözünü kesmek tartışmayı kısa tutmak amaçlı olsa da tam tersine konu amacından sapıp, saygısızlık adı altında başka bir boyuta gitmektedir. Gözlemlemişsinizdir ki, tartışılan küçücük konulardan büyük sorunlar çıkmasının tek nedeni ,üslup ve tartışma şeklidir. Türk evliliklerine özgü bir durum olacak ki, tartışılan konu hep amacı ve konusu dışına çıkmaktadır. O anki konu ile benzer ama tartışmaya hiçbir şey katmayacak başka bir konuya geçilmesi veya konuya dahil edilmesi sadece öfkenin ve çözümsüzlüğün adı olur.
Evliliklerde tartışmanın kimin başlattığı önemli mi? Aslında değil. Bir başlatan varsa bir de devam ettiren vardır. Eşlerden veya sevgililerden birinin başlatması suçlunun o olduğu anlamına gelmez.
İlişkilerde mutluluk uyumdur. Uyum ise anlaşabilmek ve anlayabilmektir. Evlikler, boy uyumuna, görsel uyuma göre yürümez ama kendini anlayan biriyle evlilik yürütülebilir. Zaten evlilik kararı sadece duygusal kararlar ile alınması halinde duygusal hayal kırıklıkları daha etkili ve acıtıcı olur.
Şekil algısı ile yapılan evliliklerde ise gerçek şudur. Şekil sizi o insana çeker. Beğenirsiniz,ilgilenmek istersiniz. Şekil ile ilişkiye başlamak istersiniz. Bu durumda ilişkileri ve evlilikleri “ ŞEKİL BAŞLATIR, ÖZ SÜRDÜRÜR “ diyebiliriz.
Ayrıca kabul edilen üç tip evlilik yöntemi vardır.
1. Tamamlayıcı
2. Benzerlik
3. Zıt
1.Tamamlayıcı evlilikte birey, eksiklik yaşadığı ,yetersiz olduğu bir yönünü tamamladığı-tamamlayacağını düşündüğü kişiyle evlenmek ister. Tam olursam mutlu olurum.
2. benzerlik evlilikte , kişi bir çok yönden kendine benzeyen ortak noktaları olan biriyle, paylaşımların fazla olacağını düşünerek evlenmek ister. Benzer yaşam.
3. zıt evlilik ise, kendisine ters olan biriyle evlenerek farklı bir arayışta olup risk almak tadır.
Yapılan araştırmalarda da anlaşılmıştır ki, en güçlü ve mutlu evlilikler benzerlik ilkesine göre yapılan evliliklerdir. Ayrıca ilişkide beklenti net olursa sonuca ulaşmak daha kolay ve kısa sürede olur. Daha önce de yazdığım (http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_1058.htm) ilişkilerden beklentimiz makalesinde de belirttiğim gibi beklenti açık ve net olursa ilişkinin yönü ve kalitesi de belli olur.
Tartışmanın başka bir boyutu ise, hesap sorma ile bilgi alma arasındaki ince çizgiyi kaybetmekten kaynaklanır. Örnek “ neredeydin” sorusunun, hesap sormak mı meraktan bilgi almak mı olduğunu kestirmek çok zordur. Bu nedenle sorunun hangi şekilde sorulduğu hangi ses tonun kullanıldığı önemlidir.
Evliliklerde riskli dönemler 1-2 yıllık uyum ve oryantasyon sürecidir. Çiftler birbirine uyum sağlamak adına çatışmalar yaşayabilir. Bu normal ve olması gereken bir süreçtir. Aksi taktirde sorun yokmuş gibi davranılmış kabul edilir.
Tartışmalarda kullanılması gereken dil “BEN DİLİ” dir. Yani” bu davranışından dolayı çok üzüldüm, kendimi önemsenmemiş hissettim,beni dinlemediğini düşünüyorum,.”…. bu tip cümleler suçlama içermeyen ama aynı zamanda da kişinin kendisini net ve açık ifade eden cümlelerdir.
Fakat, bu ilk 1-2 yıllık süreç içerisinde kırıcı hareketler, davranışlar, söylemler gibi tüm paylaşımlar evliliğin sonraki sürecini de belirler. Artık taraflar bunun tatsız olaylar üzerine evliliği kurarlar. Bu nedenle bize danışmaya gelen çiftler , ilk olarak ilk yıllardaki mutsuzluklarını ve yaşadıklarını anlatırlar. 1-2 yıllık süreç hem uyum hem de devamı için çok hassastır. Tıpkı çocuğun 2 yaşına kadar süreç gibidir. Nasıl büyürse öyle devam eder. Değişmez mi ? tabi ki değişir. Evlilik danışmanlığı, karşılıklı konuşma,yardım alma bu durumlar için çözüm köprüleridir. Böyle olunca evlenmeden önce çiftlerin sorun olmasa bile evlilik danışması almalarını öneririm.
Evliliklerde tartışma konularına baktığımız zaman;
Çocuk, aldatma,ekonomik sorunlar, içki,ilgisizlik, tarafların aileleri,otorite çatışması ve her evliliğin kendine özgü sorunları başı çekmektedir.
Temel tartışma dili,”herkesin açık ve net olarak kendini ifade ettiği, duyguların ve düşüncelerin diğer olaylardan ayrı tutularak açıklandığı,öfke ve sertlik içermeyen bir ses tonunda uygulanan iletişimdir.
Tartışmalarda sonuç alınmadığında taraflar sorunu yok sayabilir ya da erteleyebilirler. Ama unutulmamalıdır ki, çözülmeyen her sorun farklı şekilde tekrar çıkacaktır.(pişip pişip gelmek). Yukarıda da bahsettiğimiz gibi nedensiz tartışmaların temelinde çözülemeyen veya eksik kalan bir durum söz konusudur.


ANALİZ:

 Bir tartışma bir evde veya iletişimde her gün yaşanıyorsa burada bir oyun vardır.yani eşinizle(sevgilinizle) her gün tartışıyor, ve genelde de sonuç hep istenmedik şekilde bitiyor ise oyunun bir parçası olmuşsunuzdur.
 Eğer taraflardan biri tartışmayı başlatıyor ve sizde devam edilmesi için destek veriyorsanız % 50 duruma ortaksınız.
 Eğer taraflardan biri sudan bahanelerde tartışma veya gerginlik yaratıyorsa bu bir sinyaldir. Temel beklentinin ne olduğu incelenmelidir.
 Devamlı olarak tartışmak ve gerginlik yaşamak(yaşatmak) eşlerin anne-babalarını da model aldığının göstergesi olabilir. Şu an hemen çocukluğunuzu gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
 Bazen taraflardan biri eşinden ilgi göremediği için iletişim kurmak adına bilerek tartışma ortamı yaratabilir. Çünkü başka iletişim kuracak yöntem bulamamıştır. Bu durumda konu her zaman suni ama iletişim gerçekçidir. Bu nedenle şuan bu makaleyi okuyup ta kendinizi bulduysanız tartışmalarınızı gözden geçiriniz.
 Evliklerde tartışma genelde, anlaşmak ve ortak yol bulmak adına yapılmalıdır. Tartışmaların devamının temel nedenlerinden biri “İMA” dır. Yani açık ve net ifadeler yerine imalarda bulunmaktadır. “Her şey söylenmez anlasın” yerine önemli konuların açık ve net olarak ifade edilmesi gerekir.
 Tartışmalarda sorun birebir ise sorunun çözümüne başkalarını katmamak gerekir. Aksi taktirde tartışmanın yönü, diğer insanları suçlayan ve savunan konumuna geçer. Bu ise sorunun çözümünü engeller.
 Tartışma alanında taraflardan biri, olayın büyütüldüğünü söylemek yerine “ neden bu kadar alındın, rahatsız oldun, seni üzen şey nedir?, şöyle mi düşündün? Gibi cümleler ile olayın tanımı tekrar yapılmalıdır.
 Tartışılan konu, baş başa ve zaman ayrılarak yapılmalıdır. Araya sıkıştırmak, söyleyip geçmek olayı önemsizleştirir.
 Evliliklerde tartışmalarda, kişilerin taraftar bulmamaları, eşler birbiriyle tartışıp çözmeden başkalarını devreye koymamaları gerekmektedir.
 Her gün tartışma var ise bu bir oyundur dedik. O halde tartışmayı başlatan tarafın neye ulaşmak istediğini, neyi amaçladığını bulursak tartışmanın şekli ve niceliğini değiştiririz.
 Yapılan eleştiriler ve yorumlar kişiliğe değil, olaya bağlı olmalıdır. “ sen şöylesin, böylesin değil, bu olayda şöyle davranman beni daha üzdü…..
 Tartışmaya başlamadan önce ne konuşulacağını amacın ne olduğunu belirlememiz lazım. Aksi taktirde tartışma amacı dışına rahatça çıkabilir.
 Soru sorarken bilgi almak ile hesap sormak arasındaki nüansa dikkat etmeliyiz. Her zaman açıklama beklenilmeden yargıya ulaşmamalıyız.
 Ortamın gergin olduğu anlarda konuyu değiştirmek veya tartışmaya ara vermeliyiz.
 Ortam gergin olduğunda gerektiğinde ortamı terk edebiliriz.


Sorunlu evlilikler olmaması için en temel kural sağlıklı iletişimdir.

Evlilik kale gibidir,içerdekiler çıkmak için, dışarıdakiler girmek için çalışırlar.

“evlenseniz de pişman olacaksınız evlenmeseniz de “ (Sokrates)


saygılarımla


Serhat Yabancı
Psikolojik Danışman

29 Kasım 2008 Cumartesi

HAYIR DİYEBİLMEK, EVET OLABİLMEKTİR.

HAYIR DİYEBİLMEK, EVET OLABİLMEKTİR.
   Hayır demek, kişiyi reddetmek değildir.  Kişinin teklifini veya isteğini  kabul etmemektir.
    İnsanlara kişiliğimize, zevklerimize, beklentilerimize göre cevap vermek, onları reddetmek değil, onlara kendimizi tanıtmaktır. Bizim neyi sevip sevmediğimizi, nasıl bir insan olduğumuzu, nelerden rahatsız olup olmadığımızı, ancak evet ve hayırlar ile yansıtabiliriz. İşte böyle bir ifade şekli varken, yalnız kalma korkumuzdan, çevremizdeki insanları küstürmekten, kırmaktan ve buna bağlı olarak kaybetmekten korktuğumuz  için hep alttan alıp evet demek zorunda hissederiz.  Oysa insanlara,        “ hayır, istemiyorum, beğenmiyorum, gelemem, yokum vs. demek, onları reddetmek  ve istememek değil, talep ve önerilerini istememektir.
   Bir kişiyi sevmek demek , onun sevdiği her şeyi sevmek, istediği her şeyi de istemek değildir.  Biz onu sevebilir, ama onunla her konuda aynı zevklere sahip olmayabiliriz. Bu durum, iyi dost olmamıza da engel değildir.  Şayet, onun isteklerine hayır diyemezsek, sanal bir kaybetme korkusuna yakalanır, hayır dediğimizde ise onu kaybedeceğimizi sanırız. Kaldı ki karşımızdaki kişi de bizim böyle düşündüğümüzü fark eder ve bunu kendi menfaati için kullanmayı düşünürse, o zaman istediği olmadığında  bizi terk etmekle, yalnızlaştırmakla tehdit edebilir.  Yani zayıflığımızı kullanabilir. Ta ki , biz, onun kendi beklentilerinden dolayı bizi terk etmesinden korkmadığımızı ona yansıtana kadar. Ne zaman ki “ eğer senin istediğini yapmadığım için benimle küseceksen/ilişkini koparacaksan sen bilirsin” dersek işte o zaman o bize karşı bu şantajı artık kullanmayacak ve bizimle ast/üst, güçlü/güçsüz ilişkisi değil, eşit ilişki kurmaya başlayacaktır.
   Ayrıca biz güçsüz ve ondan ayrılamaz göründükçe o güçsüz birini kaybetmekten korkmayacak, bizi kaybetmeyi de ciddi bir kayıp olarak görmeyecektir.
    Çünkü; “güçlü olursam insanlar beni kaybetmekten daha çok korkarlar. Güçlü insanları herkes hayatında tutmak ister” güçlü olduğunun göstergesi de, bana ters ve yanlış gelen şeylere, üslubumu bozmadan itiraz etmem veya kendimi ifade etmemdir.  Tabi ki her şeye itiraz etmek değildir.  Her şeye itiraz edersem uyumsuz, hiçbir şeye itiraz etmezsem güçsüz algılanabilirim.
   Gerek özel ilişkilerde gerek se sosyal ilişkilerde, hayır demenin bir oranı ve dengesi vardır. Az önce denildiği gibi her şeye itiraz etmek veya hayır demek gibi her şeye evet demek de hatalı bir davranıştır. Esas olan bunu genel bir duruma yormadan, olaya ve duruma göre ayarlamaktır. Hayır demek veya dememek, süreklilik değil durumsallık arz eden bir davranıştır.  Bizimle alakalı olan, bizi direkt etkileyen ve dahil eden konularda istediğimizi  ve hakkımızı talep etmemiz gerekirken, istemediğimizi ya da yapmamamız gerekeni de  “hayır “ ile yanıtlamalıyız.
   Hayır diyebilmek için, bunu denemek lazım. Denedikçe hipotezlerimizi gözden geçirir ve yanlışları eleriz. Eledikçe de düşüncelerimiz değişir. Değiştikçe de davranışlarımız değişir. Davranışlarımız da değiştikçe güçlenmeye başlar, kendi hayatımızın kaptanı oluruz.
   Hayır dersem yanlış anlaşırım düşüncesi de bir hipotezimizdir. Aynı zamanda bu düşünce bir zihin okumadır. Biz öyle algılanacağını zannederiz.  Oysa istediğiniz kadar en güzel ifade şeklini en yalın dili kullanın yine de yanlış anlaşılma düşüncesi aklınıza gelebilir. Çünkü yanlış anlaşılma  bir hipotezdir, gerçekliğe dayalı değildir.   Yapmamız gereken kendimizi ifade etmektir. Yanlış anlamak, anlayanın sorunu, bunu belirtmeyen de yanlış anlayanın ikinci sorunudur. Biz insanların yanlış anlamasından değil, kendimizi ifade etmekten sorumluyuz.
   Hayır diyememek gibi bir sorunumuz varsa, ancak ifade ederek ve aşama aşama egzersiz  yaparak bunu çözebiliriz. Sustukça, hem cesaretimiz körelir hem de zamanla kendimizi ifade etmek bizi daha fazla kaygılandırır.
   Örnek verelim:  Mesela akşam takımızın maçını izleyeceksiniz ama arkadaşınız sizi dolaşmaya çağırıyor.  Siz o akşam kesinlikle maç izlemekten daha çok keyif alacaksınız ama arkadaşınızı kırmaktan çekiniyorsunuz.  Şayet arkadaşınıza evet derseniz, bu arkadaşınızın penceresinden dolaşmayı daha çok sevdiğiniz anlamına gelecektir. Oysa size göre ise belki fedakarlıktır.  Ama  “ ben bugün evde maç izlemeyi planladım, maç izlemeyeceğim “dediğinizde. Olası  tepkiler;
  • Bende maçı çok severim, sana uyarsa eşlik edebilirim.
  • Gelmeyeceksin. O zaman ben başka arkadaşı arayayım.
  • Peki maçtan sonra  dolaşalım mı ?
  • Maç, benden mi önemli?
                Gibi en az 5-6 tane daha gelebilecek muhtemel cevap bulabiliriz.  Ama bizim zihnimizdekinin olma ihtimali  çok düşük olabilir.  Velev ki , hayır dediğimiz için bize kızıyor ve gönül koyuyorsa da bu onun benmerkezci yaklaşımının göstergesi olur.  Kaldı ki bazılarına evet bazılarına hayır dediğinizde de o bunun sizin tercihiniz olduğunu da zamanla kabul eder.
                Hayır cevabından önce nedeninizi de açıklamak, cevabın olumsuz etkisini azaltır. Mesela direkt “gelmek istemiyorum” yerine “ akşam için şöyle bir plan yapmıştım bu nedenle gelemeyeceğim” dediğinizde daha mantıklı ve olumlu bir hayır cevabı vermiş oluruz.
                Nedenini açıklamanıza rağmen ısrar gelebilir. Şayet ısrara rağmen istemediğiniz bir şeye evet derseniz, bundan sonrası için de “ ısrar edersem yapar” düşüncesini ona aşılamış oluruz.  Böylece arkadaşlarınızın daha fazla ısrar etmesine neden oluruz. Israrlarda da  yumuşak ve kararlı bir ifade ile aynı nedenleri ve cevabı vermemiz gerekiyor.  “ gerçekten canım istemiyor”.
                Tüm cevaplarınıza  rağmen ısrar ediliyorsa nadir de olsa erteleyici veya konuyu dağıtıcı cevaplar da verilebilir.  “bugün olmaz ama  yarın veya X gün sana eşlik edebilirim.”  “ bu arada senin  iş durumun ne oldu”
   Sonuç olarak, evet demek nasıl ki normal bir  cevap ise hayır demek de bir okadar normal bir cevaptır.  Yaptığımız şeylerden  ve yaşadığımız anlardan keyif almak istiyorsak benliğimizin  ve ruhumuzun sesini dinlemeliyiz. Ayrıca başkasını mutlu etmekten vazgeçmeli, herkesin kendi kendisine yetmesine fırsat sağlamalıyız.

Unutmayın, bazı “hayır” cevapları hayra neden olabilir.
Serhat YABANCI

www.serhatyabanci.com

2 Ekim 2008 Perşembe

EVLİLİK DE BEKARLIK DA ARTIK DAHA ZOR

PSİKO- SOSYAL AÇIDAN :

Günümüz psiko-sosyal değişimlerinin en büyük göstergesi artık evlilik yapılarıdır. Artık hem evlenmek hem de bir evliliği yürütmek çok zorlaştı. Yaşamın stres oranının artması,stres ve zorlamalara bağlı olarak, insanların tahammül düzeyinin düşmesi, sorumluluk almayı ve ilişikleri sürdürmeyi zorlaştırmıştır.
Sadece stres mi ? stresin yaşanılan toplumda yüksek olması sadece yeterli neden değil. Bunun yanında toplumsal paranoyalar, güvensizlikler de hem evlenmeyi hem de evliliği sürdürmeyi olumsuz etkilemektedir. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz “ erkek milletine- kız milletine güvenmemelisin, havasına-suyuna –kızına güvenmemelisin,”vb. gibi telkinler ile artık maalesef birbirimize güvenmiyoruz.
Karşı cinse yaklaşımların başladığı ergenlik döneminden itibaren “yaklaş-kaç” çelişkisi artık sadece ergenliği değil tüm yaşamımıza hükmetmektedir. Ergenlik döneminde karşı cinse ilgi duyan biri, aynı zamanda da akranları tarafından “güvenme” telkini ile bir çatışmanın içinde bulur kendini. Bu nedenle sevmek- sevilmek, bağlanmak-uzak durmak arasında sıkışır kalır. Bu güvensizlik ileri de partnerinin her zaman yedeğini bulundurma şeklinde gösterir. Artık postmodern çağımızda yedek sevgili veya partner olması moda halini almıştır. Neden? Partnerine güvenmeyen birey, terk edilme korkusu, tatmin olamama, farklı beklentiler gibi nedenler ile hep bir kaygı ve güvensizlik yaşamaktadır. Bunun yanında evlilerde ise farklı bir paylaşım adına sadakatsiz davranışlar ve takıntılı düşüncelerden kurtulmak adına reel veya sanal yedek partnerler aramaktadır.Gerek bekarların güvensizliği ve sorumluluk almaktan kaçmak adına evlenme süresini hep ertelemeleri, gerekse evlilerin psiko-sosyal nedenlerden dolayı eleştirdikleri ama yaptıkları hataların nedenlerini incelemek gerekir.
Evlilik yaşı da toplumsal değişimlere bağlı olarak yükselmektedir. Artık erkekler 35-40 arası bir hedef koyarken kadınlar,30 yaş altını pek düşünmemektedirler. Kadının 30 yaşına kadar bu süreci uzatmasının altında aynı zamanda ekonomik ve mesleki sorunları çözüp evlenmek, kendini evlilik öncesi ve sonrasında da güvene almak düşüncesi de vardır. Tabi sadece güvence ötesinde de yaşın ilerlemesi “ DOĞRU İNSAN” kavramını da tartışmamıza neden olmaktadır
Hep soruyorum danışanlarıma ve eğitim verdiğim gruplara nedir doğru insan? Aslında cevaplar o genel ki? -Ahlaklı olsun- işi olsun, saygılı güvenilir olsun… olsun….olsun diye devem ediyor…peki evlenmek için yok mu ahlaklı güvenilir…… insan. Yoksa biz mi bulamıyoruz. Bu noktada cinsiyete göre yorum yapmak istiyorum.
Kadınlar, her ne kadar şeklen etkilense de evlendikleri kişilerin işi ve mesleği artık seçimlerinde daha etkili.çok sevmek aşık olmak bile yetmiyor artık.. para, kariyer, güç.. kadınlar artık bu referanslara daha çok önem vermektedirler.
Erkekler, temelde güzel kadın olması bir erkek için aslında ilk şart. Eğer erkeğin özgüveni yüksek ise,güzelliği ön plana alıyor. Ama güvensizlik ile hareket ediyorsa, standartlarının altında biriyle evlilik yapabiliyor.Veya bazı kriterleri es geçebilmektedir.
İşte Sokrates in yorumu:
Öğrencileri Sokrates’e sormuşlar:
- Evlenmek mi iyidir, yoksa bekâr kalmak mı?
Sokrates duraksamadan yanıtlamış:
- Hiç fark etmez!
Öğrenciler şaşırmışlar. İçlerinden biri üstelemiş:
- Nasıl fark etmez üstadım? Birinde tek başınasınız, ötekinde hayat yoluna iki kişi devam ediyorsunuz?
Sokrates söylediğinden şaşmamış:
- Fark etmez. Çünkü ikisinde de pişman olursunuz.
Sokrates’in öğrencileri bu yanıttan tatmin oldular mı olmadılar mı bilinmiyor. Bilinen bir şey varsa, evliliğin lehinde ve aleyhindeki evrensel külliyatın çok zengin olduğudur. Tayland ahalisine göre , “Evlilik, dışarıdakilerin içine girmek için, içindekilerin de dışına çıkmak için uğraşıp durdukları bir mapusane gibidir.”
Türkler ise “Bekârlık sultanlık, evlilik krallıktır” deyip avunurlar

Tabi sadece bu kadar değil. Mesela yine Sokrat ;
“Mutlaka evlenin, eğer eşiniz (erkek yada kadın) iyi çıkarsa mutlu olursunuz. Kötü çıkarsa filozof olursunuz” diyor. Bu durumu yorumlarsak;
eğer ilişkiniz boyunca eşinizi hep değiştirmek (adam etmek) için mücadele ediyorsanız siz iyi bir filozof olursunuz. Hatta bu konuda felsefe kürsüsünde ders verebilirsiniz.
İlişkide karşıdakini ısrarla değiştirmeye çalışmak Türk deyimiyle “adam etmek” tamamen hayal kırıklığı ve gökyüzünü mızraklamaktır bence. Onun yerine adam olmuş birini tercih etmek gerekir.
“bBize başvuran danışanlarımızın bu konuda en çok rahatsızlık duydukları nokta, eşlerinin(sevgililerinin) değişmemesi, kendi gözleriyle olaylara bakmamasıdır. Aslında biz onları değiştirmeye çalışırken, onlar daha fazla direnç göstermektedir. Bu bir uzlaşmadan çok güç gösterisi halini almıştır. Ama bunun farkında olmadığımız için partnerimizin değişmediğini görürüz. Fakat ,en samimi arkadaşı onu istediği zaman değiştirebilir.Burada önemli olan kullanılan dil ve amaçtır.
Evliliklerin bu kadar zor yürütülmesinin bir başka nedeni ise,fedakarlıktan yoksun olmaktır.uzman olarak görev aldığım “Boşanmak istemiyorum” programındaki senaryoların tümünde hep ayın tema var: iletişim engelleri ve problem çözme becerileri yetersizlikleri. Burada Eğer eşiniz ile bütünleşememişseniz, onu bir yabancı gibi görebilirsiniz. Hatta onun sevgisinden ve sadakatinden şüphe edersiniz. Bunu test etmek adına ayrılmayı, boşanmayı da önerir,blöf yapabilirsiniz. Fakat bu gibi test yöntemleri tamamen yanlış ve ilişkiyi yıpratıcı uygulamalardır.Evliliklerde önerdiğim en büyük yöntem;şeffaf olmaktır. Eşinize veya sevgilinize açık olun. Duygularınızı ,düşüncelerinizi açık ve uygun bir ses tonuyla iletin. Bunu anlayamadığı için eleştirmek yerine üzüntünüzü bildirin.
Evliliklerin zorluğunun bir başka nedeni ise bekarlık alışkanlıklarıdır. Özellikle güvensizlik, bağlı kalamamak,”hiç kimse vazgeçilmez” felsefesidir. Oysa evlilik, emek ve fedakarlık edilmesi gereken kutsal bir yuvadır. Ailenin temeli olan evliliklerde kutsallığına inanmayan bireylerin eşleri için fedakarlık etmeleri beklenemez.
Evlenmek isteyen bireylerin aile kavramına inanmaları gerekir.
Evlilik sadece aşk üzerine olmamalıdır. Evlilik tek bire neden üzerine de olmamalıdır. Evlilik bir bütündür. Sadece birkaç uyum yeterli değildir.
Bu noktada evlilik teorileri şöyledir.:
*tamamlayıcı evlilik
*zıt çekicilik
*benzerlik ilkesi.
Benim önerdiğim yöntem,benzerlik ilkesidir. Evlenecek insanla benzerlikleriz evliliğin sağlamlığını arttırır. Aynı kültür, aynı değerler, inançlar,değerler, hayat felsefesi gibi konularda benzer biriyle evlenmek daha sağlıklı ve mantıklıdır.
Bu nedenle hayatta en önemli iki seçim olduğunu düşünüyorum.EŞ_İŞ
Doğru bir evlilik yaşamınızın tüm alanlarına etki edecektir.
Evliliklerin zamanla değişimi de toplumun ruhsal ve sosyal yapısını göstermektedir.İnsanlar artık daha güvensiz, daha az sorumluluk almak istemekte, daha fazla bağımsızlık istemektedirler. Özellikle sosyal hayatın hızlı yaşanıldığı yerlerde hem evlilik yaşı hem de bireylerin birbirine olan güvensizlikleri daha fazladır.
Bunun yanında ergenlikten gelen çatışmalar otuzlu yaşlarda da devam etmektedir.Özellikle “evlenilecek insan-eğlenilecek insan” ayrımı da son zamanlarda trendi yüksek olan bir söz. Yıllarca ilişki sürdürdüğü kişiyle evlenmemek bu sözün göstergesidir.
Üniversite okuduğum yıllarda profesörümüz şöyle söylemişti: herkesle çıkarsınız , sonra el değmemiş, göz görmemiş birini bulup evlenmek istersiniz.” İşte bu cümlede de ruhsal çatışmalarımız mevcut. Yani hem yaklaş hem kaç. Aslında çıkmak istediğimiz kişi ile evlenmek istediğim kişi çoğunlukla aynı olmayabilir. Özellikle tecrübesiz kişiler merak ve bilgisizliğini gidermek için ilişki yaşamak isterler. Fakat tam olarak ne aradıklarını bilmedikleri için karşıdaki insanı da mutsuz edebilirler.Bu nedenle ilişkilerde beklentilerin net ve açık olması ilişkinin başlangıcı ve devamı için gereklidir.

Yani genel olarak artık evlenmek ile bekar kalmak arasında insanlar düşündükçe zamanın ve yaşın ilerlemesini yarattığı farklı bir kaygı içinde kendilerini bulmaktadırlar.
Yani kaygılarımız, çelişkilerimiz,korkularımız, yüksek boşanma oranları,yüksek stres faktörleri, tahammülsüzlük, sabırsız yaşam gibi nedenler hem evliliklerin yürümesini zorlaştırmakta hem de bekarların evliliğe karşı durmalarına neden olmaktadır.

Serhat Yabancı

ÖZEL GÜNLER

Bu haftaki yazımı özel günler üzerine yazmak istedim. Peki neden bazı günlere anlamlar atfedilir? Takvime beraber bir göz atalım.. Anneler günü, sevgililer günü,sizin veya sevgilinizin doğum günü, evlilik yıldönümü,ilk çıktığınızın günün yıldönümü,ilk öptüğünüz günün yıl dönümü, ilk sevişme, ilk çocuk 2 çocuk….. vs .vs..
Ekonomistler, bu gün olaylarını daha çok ticari kazanç ve ekonomik hareketlilik açısından değerlendirmekte iken, sosyologlar, toplumsal yaşamın anlamının azalması, psikologlar ise insanın kendini önemli hissetmesinin isteği olarak yorumlamaktadırlar.
Toplumumuza baktığımız zaman son on yıl içinde özel günlerin kutlanması ve gündeme alınmasında ciddi bir artış var. Eskiden doğum ve anneler günü en baskın günler iken,şimdi yukarıda saydığım günler ve daha sayamadığım ve aklıma gelmeyen günler kutlanmaktadır.Çünkü biz toplum olarak eğlenceye düşkünüz aslında. Tabi eğlence sadece saz-söz değil ama, bizde eğlence şarkı,türkü halay dans ve göbektir.İşin içinde bir de pahalı hediyeler olursa artık özel gün “çok özel gün” oluverir.
Biz erkekler bu özel günlerden pek haz almayız. Aslında alırız da hediye almaktan pek haz almayız. Hani bir de kafamızda şu düşünce vardır.Karşıdakine verdiğimiz değer ; acaba aldığımız hediyenin fiyatıyla mı endeksli? Bu aslında TV de maç izleyen biz erkeklerin, “çok bağırırsam takımım kazanabilir” saçmalığına benziyor gibi. Tabi erkeğin bu düşüncesinin altında biraz da kadının tepkisi ve tavrı yatar ki bu da erkekteki gizli kaygı (korku da olabilir ) dır.
Özel günler, denildiğinde zihnimizde oturmuş kalıplardan dolayı daha çok hediye ile çağrışım yaratması materyalist yaklaşımların toplumda yükselmesinin göstergesidir. Oysa hediye alınmasının yanında yeni güncel yöntemler de oluşmuştur.Yeni dönem kutlama şekli sms dir. Artık hızlı en ucuz iletişim kısa mesaj ile kendimizi zor duruma bırakmaktan kurtarabiliriz. Hatta kayıtlı öğelerde, kayıtlı bir doğum günü, bayram ve yeni yıl mesajı olursa mesaj yazmak derdinden de kurtulmuş oluruz.
Özel günlerin kutlanmasının ötesinde bir de hatırlanamama sendromu ve yaratıcılığı meşhurdur. Bir kişi için en zor an özel günün unutulması iken, en üretken an ise yine uygun bir açıklama ( yalan-bahane) bulmaktır. Genelde biz erkekler bu konuda çok unutkan iken artık yüksek maliyetlerden dolayı unutmamayı öğrendik. Çünkü unuttuğunuz zaman gönlünü almak için yapacağınız harcama artmaktadır.Bu nedenle telefonlarımızın hatırlatmalarını kullanmaktayız. Hatta şuan bu yazıyı okuduktan sonra (izin alarak) eşinizin telinin hatırlatmalarına bir göz atmanızı öneririm.
Hediye almak ve vermek Osmanlılarla değil Sümerler ve Araplarla başlamıştır teknoloji geliştikçe ,globalleşme ile toplumlar ve kültürler iç içe girer , bir birlerini tanırlar.böylece toplumlar birbirlerini tanıyıp kültür alış verişinde bulunurlar her toplumun gelenekleri o toplumdan çıkıp diğer toplumları etkiler.Böylece özel günlerin sayısı ve çeşidi artmıştır kimi günler saçma olabilir.Anlamsız gelebilir. Hediyeleşme, sosyolojik olarak bakıldığında , Osmanlı döneminden beri süregelen bir adettir. Osmanlı padişahları ziyaretlerde hediyeler alır, hediyeler verirlerdi. Günümüzde de özel günlerde,mutlu anlarda,anı pekiştirmek, ve sembolleştirmek adına çeşitli metalar kullanılmaktadır.
Hediyenin kişiler arası iletişimi arttırdığı olumlu etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Fakat insanları arası kurallar konulursa hediyesiz kutlamalar da mümkün. Hediyesiz kutlamalar,ilişkilerde oluşturulan ortak hukuk ve duygusal köprülerle olur.
Peki hediye almanın anlamı ?
Bizi önemli kılar,
Değerli olduğumuzu bize hissettirir,
Alınan hediyenin niteliği ile karşıdaki kişinin bizi tanıması hakkında fikir sahibi eder,
Hediye alan kişi, sizin ihtiyacınızı keşfeder,
Alınan hediye,karşıdaki kişinin sizinle ilgili yorumunu ve tanımlamasını içerir,
Aldığınız hediye, karşıdakine düşünce ve duygularınızı aktarır,
Aldığınız hediye ile karşıdakine,fedakarlığınızı gösterir,
Aldığınız hediye ile günü kurtarırsınız,
Aldığınız hediye ile ortama ayak uydurursunuz,
Aldığınız hediye ile sosyal statünüzü simgelersiniz,

Sonuç olarak hediye kültürü gerek sosyal gerekse psikolojik anlamlar taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında sosyal psikolojinin de temel alanına girmektedir.Hediyeni psikolojik tatmin ve etkisi ötesinde sosyal statü,sınıf ve gücün de bir göstergesi olabilmektedir.

Serhat YABANCI

ONU , KENDİN İÇİN AFFET..

ONU , KENDİN İÇİN  AFFET..
Affetmek, yaşanılan olayın etkisinden kurtulmak için, kişinin öncelikle kendisi için attığı bir adımdır. Affedemeyen kişi, yaşanılanları değiştiremez. En fazla bundan sonrası için ne yapacağını belirleyebilir. Olayın etkilerini, hayat boyu bizi etkilememesini, cebimizde taşımamamızı sağlar.  Affetmemenin bizi  nasıl etkilediğini görmek istiyorsak, olayı aklımıza getirip o an neler hissetiğimizi görebiliriz.  Eğer yoğun duygular yaşıyorsak hala affedemediğimizi gösterir. Ayrıca affedemediğimiz için o duyguları depoladığımızı, en küçük bir kıvılcım( onu görmek, tv de benzer haberler,başkasının başına geldiğinde, konuyla ilgili bir  haber vs.)  ile nasıl alevlendiğini görebiliriz. Oysa affetmemek,hem ruh sağlımıza bir yük, hem de ilişkinin devamı için koca bir engeldir. Ilişikinin ya iyileştirilmesi ya da bitirilmesi kararı da affetme sürecinin tamamlanması ile daha sağlıklı verilebilir.

Neden Affedemeyiz?

  •        Affetmek istemeyen kişinin En büyük kaygılarından biri de aynı şeyi tekrar yaşamaktır. Bu nedenle çoğu zaman aynı şeyi tekrar yaşamamak için affetmek istemez. Olayı sıcak ve gündemde tutar. “unuttum sanma” mesajı verir.

  • Afetmek istemeyen kişi, “ bu kadar basit olmamalı” diye düşünerek affetmek istemez. Bunun hemen affedilmesi ve gündemden kalkması halinde  yapanın yanına kar kalacağını düşünür. Bedel ödetmek ister. Bu olayın kendisi için ne kadar ağır  olduğunu  olayın etkisinin affetmemekle sürdürerek göstermek ister.
  • Affetmeyen kişi, affetmesi halinde kendisinin, kendisine zarar verenin ve çevredeki insanların onu zayıf,gurursuz ve aciz olduğunu düşüneceğini  zannedeceğini düşündüğü için affetmek istemez.
  • Affetmek istemeyen kişi, affederse hiç bir şey olmamamış gibi, ilişkinin yürümesi gerektiğini düşünür. “affedersem barışmam lazım “diye düşünür.
  • Affetmek istemeyen kişi, bedel ödetmek ister. Diyetini ister.  Karşıdaki kişinin çabası ,daynaması ve bedel ödemesi ile hem kendisine verdiği değeri ölçer hem de ödeştiğini düşünür.
  • Afffedemeyen kişi, yapılan davranışı kişiliğine  ve kendisini değersizleştirmeye yönelik bir saldırı olarak algılar.affetmeyerek değerini korumaya ve toplarlamaya çalışır.

    Peki affetmek nedir ?
     Aslında affetmek, öncelikle kendimiz için,ruh sağlımız için geçerli olan bir davranıştır. Affetsek de affetmesek de geçmiş yaşanılanı değiştiremeyiz. Sadece korunma ve kırılmanın yansımalarını yaşarız. Yukaridaki affetmek istemeyen kişinin düşündükleri aslında yanlış olanlardır. Insanlar affetmeyi taviz vermek olarak algıladıkları için affedemezler. Ayrıca, affedilmesi gereken kişinin de çaba göstermemesi ve hatasını kabul etmemesi de affetme sürecini engeller.öncelikle biz affedeceğiz.  Bunun yanında karşıdaki kişi bize değer veriyor, bizimle ilişkisini sürdürmek istiyorsa da onun da fazlasıyla özleştirisini yaparak hatasını Kabul ederek çabalaması gerekiyor.  Fakat karşımızdaki insane, hatasını Kabul etmezse, bizimle ilişkisini sürdürmek istemezse , hatta hatasını Kabul etmese bile bizim yine affetmemiz gerekir. Onunla ilişkimizi keserek de affedebiliriz. Yani affetme, karşıdakine bağlı olmadan yapılan bir çalışmadır. Mutlak olarak affetmemiz karşıdakinin çabasına bağlı olmamalıdır. Onıun çabası belki iletişim/ilişkinin devamına katkı sunabilir.

    Diğer yandan affetmeyerek, hata yapan kişinin bedel ödemesini sağlar, ödeşme mantığını ona aktarmış oluruz. “ben hata yaptım o da affetmeyerek bana bedelini ödetti”. Düşüncesiyle hata yapanda suçluluk, pişmanlık ve mahçubiyet duygularının önüne  geçmiş oluruz. Yani o affedilmeyerek hatasının bedelini ödediğini düşünür.

    Affetmek ;
  • yaşanılan olayın duygusal etkisinden ve düşünsel patinajından kendimizi kurtarmaktır.
  • Yaşanılan olaydan dolayı  kendimizi kesinlikle suçlamamaktır.
  • Yaşanılan olayı,o günün şartlarıyla beraberalıp kendimizi de bizi üzeni de affetmektir.
  • Affetmek,yaşanılanla ilgili kin,öfke,nefret, kızgınlık,kırgınlık gibi duyguları yaşamımız boyunca cebimizde taşımamaktır.(taşısak sanki neyi değiştireceğiz?)
  •  Affetmek,yaşanılan olayın etkisinden kurtulmak, onun yarattığı duygulardan dolayı kurban rolünü üstlenmemektir.(affetmeyen insanlarda özgüven kaybı yaşanır)
  • Affetmek,yaşanılan olayı kendine mal etmemek ve kendini suçlamamaktır. ( hak edecek ne yaptım dememektir).
  • Affetmek, davranışın ,yapanın kendisiyle alakalı olduğunu kabul etmektir.
  • Affetmek,barışmak değildir. Affederek de onunla iletişimimizi  bitirebiliriz.
  • Affetmek, unutmak değildir.  Zaten zihnimiz yaşanılan hiç bir şeyi unutamaz.  Unutursak, tekrar tecrube etmiş olmayız.Ama doğru bir yorumlama şekli ile  etkilerinden ve yüklerden arınabiliriz.
  • Affetmek, zayıflık değildir. Bir olay asla bizi yıkamaz. Kandırılmamız, aldatılmamız,hakaret uğramamız vs. insanoğlu herşeyle başa çıkacak potansiyele sahiptir. Olayın bizi kontrolüne almasına izin vermemeliyiz.
  • Affetmek, olayın farkında olmak, ama bunun etkisinden çıkmaktır. Hayat boyu bizi etkilemesine izin vermemektir.
  • Affetmek, kişinin hata yaptığında affedilmesini sağlar. Affet ki affedilesin.
  • Affetmek zordur, mümkündür ve gereklidir
  • Affetmek için kendimizi zorlamamalıyız. Affetmek çünkü bir süreçtir hemen karar verilemez.
  • Affetmek dinen emrediliştir. (Affeden Allah’tır, insan ise Allah’a tabi olarak ve O’nun ahlakını taklit ederek affeder. Çünkü varlıkta hak sahibi olan mülkün sahibi de olan Allah’tır. İnsan gerçekte hak sahibi değildir. Bizim affedici olmamız esas itibarıyla bir lütuf değil, haddimizi bilmek demektir E.Demirli)
  • Affetmek, artık bir şey hissetmemek değildir. Küçük duygu kırınları olabilir. Ama genel anlamda bir şey hissetmemektir.(öfke,kızgınlık,intikam kin..)
  •  A'RÂF – 199.ayeti.  “Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.”
    Kendi mutluluğun  ve yüklerden kurtulmak için affet.
    Serhat YABANCI
    Aile-Evlilik-İlişki Terapisti

İLİŞKİLERDEN BEKLENTİLERİMİZ

İnsanlar doğası gereği sosyal ve duygusal özelliklere sahiptir. Gerek sevilmek, gerekse sevmek insanın yaşamında vazgeçilmez duygulardır. Bazen fizyolojik ihtiyaçlarımız birincil ihtiyaç olmasına rağmen ikincil duruma düşebilirler.örneğin, aşk orucu, stresten kaynaklanan yemek yememek, güzel görünmek adına sağlıksız aç kalmak ölüm orucu vs gibi..Fakat bunlar bize mantıksız gelse de toplumsal gerçekler olduğu için kabul etmek zorundayız.
Peki insanların ilişki yaşama isteklerinin altında ne yatar? Neden bir ilişki yaşamak isterler.? Ve ilişki nedir?
Önce tanımdan başlayalım.Aslında ilk anlatmam gereken şey, toplumumuzda ilişki derken hemen akla cinsel ilişki gelmektedir. Bunun nedeni medyanın ilişkiyi hep yanlış, yasak kavramlar için kullanmasıdır. İlişki, duygu ,düşünce,temas ve varlığın karşıdakine aktarımıdır. Reel İlişki olabilmesi için en az iki kişinin varlığı zorunludur.İlişkinin çeşitli tanımlarına fazla girmeden türlerine bakalım.
Sosyal ilişki, duygusal ilişki, fiziksel ilişki,düşünsel ilişki ve son zamanlarda realitesi tartışılan sanal ilişki !!! Burada sanal ilişki hem sosyal,hem duygusal hem de cinselliği içinde barındırabilir. Ama gerçek anlamda bir ilişki nitelemesi yapamayız.Çünkü ilişkinin temel şartı iletişimdir. İletişim ise tanımlamalardan anlaşılacağı üzere “ en az iki kişinin yüz yüze karşılıklı olarak yaptıkları (sözel,görsel fiziksel …)alışveriş” tanımına uymamaktadır.bu nedenle şuan için sanal ilişkiyi gündem dışı tutmak zorundayız. Zaten daha önceki sanal iletişim makalemizde bunu detaylı açıklamıştık.
Peki insanlar neden ilişki yaşamak ister ? insanın varoşlundan itibaren paylaşımı, hem varoluşunun hem de sosyalliğinin zorunlu bir halini almıştır. Şuan bu yazıyı okurken bile aklınıza ilişki içinde olduğunuz bireyleri getirebilirsiniz.Aile,iş çevresi, mahalle ,apartman, okul vs. vs.. birden çok ilişki içinde olduğumuz insan aklımıza gelmektedir.
İlişkilerimizin temelinde paylaşım ve aktarım vardır. Yan temel beklentilerimiz paylaşım üzerinedir. Peki nasıl paylaşıyoruz % 50 ye % 50 mi yoksa kafamıza göre mi paylaşıyoruz. Bunun tabi ki % lik oranı yoktur. Ama ilişkinin sağlıklı olması onun oranını ve dengesini gösterir.Eğer ilişkilerimizde beklentilerimiz çok ise, bizim yüzdemiz artar. Bu durumda karşı tarafın istekleri ,beklentileri ve alınan hazlarını azaltmış oluruz.
İlişkilerimizde direkt beklenti içinde olursak, o ilişkilerin süresinin, kalitesinin,anlamının yetersiz olduğunu fark ederiz. Örnek, bir duygusal ilişki de sadece mutlu olmak adına beklentimiz olursa çok ilişki yaşayabilir ama istediğimiz mutluluğu bulamayabiliriz. Bunun nedeni ise ilişkide kendimizi merkeze almamızdır.
Yine evliliği sadece sorunlarımızın çözümü, psikolojik problemlerimizin azalması, kendimizi güvende hissetmemiz,kaygılarımızın azalması için yaparsak, çok daha mutsuz olmamız kaçınılmazdır.Çünkü evlilik bir tedavi süreci değil bir paylaşım sürecidir. Aynı zamanda evlendiğiniz kişi doktorunuz değildir. Bu nedenle beklentilerimizi ciddi kararlarda çok net bir şekilde ortaya koymamız gerekmektedir. Eğer biz beklentilerimizi bilmezsek, karşımızdakinin bunu karşılayıp karşılayamayacağını bilemeyiz.Bu durum evlilikte 2.aydan itibaren hayal kırıklıklarını veya zorunlu tahammülleri doğurur.
İşte genelde “evlenmeden önce birbirinizi tanıyın” cümlesinin altındaki gerçek budur. Hem kendinizi hem de karşıdakini tanıyın anlamındadır. Benim önerim evlenmeden önce partnerinizle beklentilerinizi karşılıklı ifade etmenizdir. Bu kırıcı olmayıp mantıklı ve sağlıklı aynı zamanda oyunun kurallarını koymaktır.
Genelde evlilik aşamasındayken ,(nişanlılık) hem kadın hem erkek mükemmel bir süreç yürütürler. Çünkü beklentiler konuşulmamıştır. Kimin ne istediği net değildir. Bu evliliklerin altıncı ayından itibaren “evlenmeden önce böyle değildin” , “evlilik erkeği değiştirdi”, “melekti canavar oldu” gibi cümleleri duymaya başlarız. Onun içindir ki ,kurallar açık olmalı, ne istediğimizi hem biz hem de karşıdaki bilmelidir.
Sadece evlilik öncesi değil, evli iken de eşimize beklentilerimiz açık cümlelerle ,suçlamadan ifade edebilmeliyiz. Duygularımızı ifade etmemiz bizi güçsüz duruma düşürmez. Aksine bizim bunları ifade edecek kadar güçlü olduğumuzu gösterir.Kadınlarımız anlaşılamayacağı için, erkeklerimiz ise güçsüzmüş duruma düşmemek için açık duygu ifadeleri kurmazlar. Türk toplumunda en zor şey, kişinin duygularını tarif edip aktarmasıdır. Bunu başarabiliriz.
Evlilik dışında flörtlerde, çıkmalarda( yani yeni ilişkilerde) görüşmelerde de beklentilerimizi her zaman açık olarak ortaya koymalıyız. Kişi ilişkiden içindeki ruhsal durumun düzelmesini bekler. Bir ilişik yaşarsa içinde tüm huzursuzluğun biteceği düşüncesi ile hareket edebilir. Fakat unutmayın ki,karşıdaki kişi de sizin gibi düşünüyordur. O zaman beklentiler iki ile çarpılacaktır. Bu durum ilişkiyi yıpratıp, bencilliği ön plana ve su üstüne koyacaktır.
Peki ilişkilerden, evlilikten hiçbir şey beklemeyecek miyiz? Tabi ki bekleyeceğiz. Ama beklentilerimiz, partnerimizi-eşimizi zor durumda bırakacak kadar değil,onun potansiyelini gelişim, eğitim, ekonomik ,psikolojik vs. durumlarını da göz önüne alarak düşünmeliyiz.Zaten biz beklentimizi söylersek,partnerimiz de bununla ilgili bir çalışma-açıklama gereği hissecektir.
Burada önemli olan , doğru ortamda, doğru ses tonu ile doğru bir cümle ile beklentimizi ifade etmektir. Kendimizi değerli hissetmek istediğimizi, sevilmek istediğimizi, ilgilenilmek istediğimizi vs vs.. ifade etmeliyiz.
Duygularımızı ifade ederken suçlamak yerine ben dilini kullanmalıyız. “ istiyorum, hissediyorum, ,istemiyorum, düşünüyorum… .v.b. gibi.
“benimle ilgilenmeni istiyorum, kendimi değersiz hissediyorum, davranışından dolayı çok kırıldım, gibi…Bu ifadeler gibi cümlelerde, karşıdaki devamlı bir açıklama yapma gereği hisseder.o halde işe eleştirmemek ve suçlamamak ile başlamalıyız.sonrasında ise ne istediğimizi açık şekilde ifade etmeliyiz.

duyguların ve düşüncelerin apaçık olması dileğiyle.


Serhat YABANCI

İLİŞKİDE GÜVEN

İLİŞKİLERDE GÜVEN

Yüzyılın sorunudur güvenmek..
Kime nasıl, niye,ne kadar güvenmeliyim?
Güvenmenin temelinde aslında karşına güvenmek değil, kişinin kendini güvende hissetmesi, kaygı ve korkularından arınması vardır. Bu açıdan baktığımızda değineceğim konu sosyal-duygusal ve psikolojik açıdan güven olgusudur. Bunun yanında tabiki, ticarette, kamuda, vs.. alanlarda güven olgusu da mevcut olmakla hayatın tümünde vardır.
Güven kelimesi aslında büyüyen, gelişen ,sosyal psikolojik olarak değişime açık olan toplumumuzda son 20 yılda kendini çok fazla göstermeye başlamıştır. Özellikle insanların beklentilerinin değişmesi,yaşam amaçlarındaki farklılaşmalar,asimilasyonlar gibi etmenler güven-mek durumunu değiştirmiştir.
Özellikle ikili ilişkilerde aranan temel nitelik güvenilir olmaktır. Peki güven nedir?
Güven, benim tanımımda ilişkide var olması gereken üç temel nokta olan sevgi-saygı-sadakat üçgenin tümüdür. Genel bakıldığında sadece sadakat gibi görülse de tümünü kapsamaktadır. Sevildiğinizi bilmek, saygı duyulduğunu bilmek ve buna koşulsuz inanmak, bunun yanında her açıdan karşınızdaki kişinin size karşı sorumlu olduğunu bilmek, size bazı açılardan sorumlu olmasıdır.
Güven bir ilişkide sadece aldatmamak değildir. Güven, fiziksel aldatmanın yanında ,duygusal-sosyal-düşünsel olarak da sadık kalabilmek, karşıdakini kazanmadan beraber olmadan öncede beraber iken de beraberlik başladıktan sonra da hep aynı şekilde sevgi saygı ve sadakati devam ettirmektir.
Evli çiftlerin en çok şikayetçi oldukları nokta,eşlerden birinin zamanla yada ilişkide istediği noktaya ulaştıktan sonra değişmesidir. İşte bu güvenin kırılması ve kaybıdır. İlişkilerde güvenilir olmayan birinin güvenilir insanları bulması da zordur. Çünkü güvenilir olmayan insanların en büyük özellikleri şöyle sıralanabilir:
*çok konuşmak
*çok fazla açıklama yapmak.
*bir konuda birden fazla mazereti sunmak.
*karşıdakinin bir an önce hemen ikna olmasını istemek
*kendini kanıtlamak istemek.
*bakışlarında doğallığın olmaması.
*her şeye evet demek
Çok uyumlu görünmek.
*abartılı anlatımlar,
*istikrarsızlık
Bu özellikleri arttırmak mümkündür. Ama biri var ki en önemlisidir benim için. İSTİKRAR. İlişiklerde en önemli kriter kişilerin davranış, duygu ve düşüncelerinde istikrarlı olmalarıdır.Zaten ilişkide kişilerin değişmesinin en büyük nedeni kararlı olmamaları ve istikrarsız olmalarıdır. İlişkide kişinin istikrarlı olmaması daha sonraki dönemlerde yaşanacak olumsuzlukların habercisidir.Tabi bunun yanında karşıdakinin istikrarlı olması için bizimde istikrarlı olmamız gerekir. İstikrar güvenin yüzüdür. İstikrar ve güven ise ilişkide en çok zor anlarda ölçülür. İlişkide sevgiliniz veya eşiniz yanınızda iken, güvensizliğin çıkmasını bekleyemezsiniz.
Esas tespitler, zor durumlarda veya “taşın altına elini koymak” durumlarında ortaya çıkmaktadır. Riskli dönemlerde partneriniz üzerine düşeni yapmıyorsa, fedakarlık, özverili bir tavır sergilemiyorsa,bu durumu üç şekilde yorumlamamız gerekir.
*.kendisinden ne beklenildiğinin farkında değildir.
*kendisinden ne beklenildiğini biliyordur.Ama çözüm için yeteri gücü yoktur.
* kendisinden bekleneni biliyordur. Ama bu ilişki için üzerine düşeni yapmak istemiyordur.(aslında ilişkiyi de yeterince istemiyordur).
Bu nedenle bazen kötü giden veya istediğiniz noktaya gitmeyen bir ilişkide ısrar edilmesi sadece kişinin kendisini yıpratmasına ve sürecin daha da olumsuz olmasına nende olur. Belli bir noktada tıkanan ilişkilerde gözden geçirmek ve yeni çözümler üretmek gerekir.
İlişkilerde güvenin temeli aynı zamanda karşıdakine değer vermek ile alakalıdır. .Farkında olsanız da olmasanız da, kendi davranış ve tutumlarınızla başkalarının davranış ve tutumlarını kontrol etmektesiniz. Bu aslında ayna yöntemidir. Nasıl bir izlenim verirseniz aynısını alırsınız. Be nedenle güven beklemek için öncelikle güven vermek gerekir
İkili ilişkilerde güven, kendini olduğu gibi, kazanmak-kaybetmek hesabı yapmadan, ortaya koymak, kendini tanıtmak ve istikrardır. Tanıdığınız insanların sonradan değişmelerinin temel nedeni hep kabul edilebilir davranışlar sergilemesidir.
Güvenmek,risk almaktır. İtirafta bulunmaktır. Açık olmaktır. Ama bunun yapılması ise size bağlıdır. Kişi itiraf ettiğinde kızmak-eleştirmek,reddetmek gibi olumsuz tavırlar,kişinin samimiyetini ve gerçekliğini zedeler. Ayrıca yasalar bile samimi itiraflarda bulunan,yalan söylemeyen durumları indirici neden olarak görmektedir.
Ayrıca ilişkilerde taraflardan birinin partnerine güvenmemesinin temel nedeni kişinin özgüven ve özsaygısının düşük olmasıdır. Özgüven eksikliğinde, “aslında aldatılabilirim,benden daha iyisini bulursa, yada çevremdeki diğer cinsleri gibi ise, yada televizyondaki olaylar başıma gelse… gibi kaygı ve paranoyalar kişinin ilişkisini yıpratmasına neden olabilir.
Şüpheci bir aileden ve çevreden yetişen bir bireyin partnerine güvenmemesi çok ilginç değildir. Kendisine güvenmeyen birey, kendisinin önemsenmediğini, sevilmediğini, karşıdakinin gözünde değerli olmadığını düşünür. Bu durum, ilişkide güven problemi yaratmakta, karşıdaki ise güvenmeyen tarafın açığını aramaya başlamaktadır.
Tabiki bu durumu çözmek için eşler iyi bir psikolog olabilir. Nasıl mı? Mesela partnerinizi anlamak,çözümün % 50 sidir.Burada EMPATİ devreye girer. Eşiniz veya sevgilini şüpheci ise onu anlamaya çalışın. Neden böyle yaptığını ,bu durumun sizinle mi onun psiko-sosyal yapısıyla alakalı olduğunu bulmaya çalışın. Konuşulmayanı konuşun, ona güven verin. Koşulsuz sadakat ve sevgi ifadeleri kullanın.
İlişkide güven bulmak aynı zamanda da ilişkideki hedefinize ulaşmak için seçtiğiniz doğru insandır.Yani evlilik düşünüyorsanız, evlilik düşünmeyen biri sizin için güvensiz biridir. Aslında o güvenilir biridir ama sizin beklentilerinizi karşılayamayacağı için size göre güvenilir değildir.yani güvenilir kavramı aslında bilinç altımızda beklentilerimizle de alakalıdır.
Yukarıdakilere bakılarak şimdi hayatınızda güvenmediğinizi düşündüğünüz insanları gözünüzde canlandırın.Onlara niye güvenmediğinizi düşünün. Ama başka insanların onlara niye güvenebildiğini düşünün. Acaba beklentileriniz mi? Diğer insanların sizin kadar o kişiyi tanımaması mı? Unutulmamalıdır ki ; her iyide birazcık kötü, her kötü de bir iyi vardır.
Ayrıca iletişimde-ilişkide olduğunuz bir insana her konuda güvenmenize de gerek yoktur.Her insanın sağlam ve zayıf olan yönleri vardır.
Ayrıca doğru bir üslup ve iletişlim ile hiç güvenmediğiniz bir insan ile güven içinde bir ilişki yaşayabilirsiniz. Samimiyet derecesine göre sıkıntılı ve rahatsız olduğunuz konuyu onunla baş başa paylaşmanız ilişkinin yönünü değiştirebilir.

Güven dolu bir dünya diliyorum.
Bilgi ve destek için
Serhat YABANCI
serhatyabanci@hotmail.com

11 Nisan 2008 Cuma

KENDİNE YETEBİLMEK,,

Merhaba dostlar,bu haftaki yazımı genel formatın dışında, uygulamalı ve önerilerle destekledim. Genel makale formatının ötesinde bir çalışma niteliğinde sunmak istedim.
Kendini tanımakla yola başlayabiliriz. nelerdir eksiklerimiz? nelerdir zaaflarımız,nelerdir içimizde çatışma yaratan şeyler. önce bu özelliklerimizi bilmeliyiz.. sorun tespit edildi mi çözüm oranı %51 olmuştur.
Aşırılıklarımızı, ihtiyaçlarımızı, doyum noktamızı, tatmin noktamızı, yanlış ödünlemeleri bilmeliyiz. Hayatımızda yapılan hataların ortak noktasını bilmeliyiz.Hatalarımızdaki ortak noktalar bizim o konudaki eksikliğimizin göstergesidir.
insanların onayını almak için değil mantıklı ve gerekli olduğu için bir şeyler yapmaktır.alışveriş, giyim yeme-içme vb. tüm davranışlarda olduğu gibi. Kendimize yetebilmemiz için öncelikle özgüvenimizin yeteri düzeyde olması gerekir.
Zaten yetebilmek kavramı yeterli olduğunu düşünmek ile ilintilidir. Kendine yetebilmek ,özgüvenin olması ile ayın zamanda bireyin kendini tanımasıdır.
Şimdi kendine yetebilmek için baştan alırsak:
1. Kendimize yetebilmek için ,kendimizi tanımalıyız.
2. özgüven konusunda kendimize güvenip, özgüveni telkinlemeliyiz.
3. Kendimizi tanıma çalışmalarında eksiklerimizi fark etmeliyiz. İnanın her öz hesaplaşmamızda yeni bir yönümüzü, yeni bir eksiğimizi fark edebiliriz.
4. Kendine yetebilmek, eksiklerini, zaaflarını,ayin halini almış hataları fark edip, onları tamir etmek ile olur.(şuan bu maddeyi tekrar okuyun. Evet evet tekrar.Sonra bu maddeden kendiniz için bir şeyler çıkarıp yazmaya başlayın)
5. Kendine yetebilen insan kendisiyle yüzleşendir. Toplumsal onay için değil, toplumsal beğeniler için değil kendisi için yapabilmeli eylemleri, almalı kararları. ( toplum için mi yaşıyorsunuz?)
6. Neleri değiştirebilirsiniz hayatınızda ? ( Aklınıza neler geldi. Aklınıza gelenler, mutsuz olduğunuz &eksiklik hissettiğiniz noktalardır))
7. Eksiklerimizi hataları bulabildik mi ?Şimdi eğer bu yazıyı ciddiye alıp okumadıysanız,baştan başlayın. Kağıdınız-kaleminiz hazır mı?
8. Listenizde, eksik yönlerinizi,bugüne kadar ki hatalarınızın ortak noktalarınızı yazdınız.Şimdi bu problemler için çözümlerini karşısına yazınız.( İllaki çözüm yok derseniz size bir danışman lazım  )
9. Artık sonuca yaklaşıyoruz. Kendine yetebilmek, kendini tanımak,sorunu tespit etmek ve çözümü geliştirmekle başlar.

Genelde kendimize yetebilmeyi başkası ile iletişim kurmamak veya yalnız yaşamak olarak algılarız. Aslında gerçek, insani özellikler çerçevesinde bunu becerebilmektir.Yani insani özelliğimiz toplumla yaşayarak bunu sağlayabilmektir.. Toplumla iç içe olarak kendimize yetebilmeliyiz. Aksi taktirde yalnızlığa sığınmak; problemden kaçmak ve yetersizlik duygusunun göstergesidir.
İnsani ilişkilerde:
bağımlı olmadan, ama sadık kalarak,
pes etmeden ,ama kararlı olarak,
Kimseye Mecbur olmadan ama insanları kaybetmeyerek,
Yalnız kalmayarak ama anlamsız kalabalıkta boğulmayarak,
Anlık zevkler peşinde değil, genel huzuru yakalayarak
Kendini tanıyarak, ama ne istediğini bilerek ......Bir yaşam sürmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki, hayat her acıyı kaldıracak gücü verir insana.En büyük acıları bile insan kaldırabilmektedir.Yine unutulmamalıdır ki; hayatta hiç kimse vazgeçilmez değildir. Vazgeçemeyeceğimiz tek şey, hayata olan bakışımızdır.Olumlu , gerçeği olduğu gibi gören,kaderci olmayan,mutluluğu şansa bırakmayan,kendini topluma adamak yerine toplumsal bir varlık olan bir bakış açısı ile hayattaki tüm acı ve zorlukları aşabiliyoruz. Yeter ki düşüncemizi geliştirelim. Düşünce olmadan duygu olmaz, duygu olmadan anlam olmaz. O halde doğru düşünen doğru davranır-doğru hisseder.
Toplumumuzda son zamanlarda “ kendine yetebilmek “ kavramı üzerine birçok çalışmalar yapılmakta hatta sektörler oluşmaktadır. Psikolojik eğitimler, kişisel gelişim eğitimleri, kendini geliştirme vs. gibi. Bu gibi tüm çalışmalar, doğru karar verebilme, toplumsal uyumu sürdürebilme,mutlu olabilme gibi amaçlara ulaşmak içindir.
Sonuçta kendine yetebilmenin en temel noktası ve düşüncemizdir. Düşüncelerimizi düzenlersek, hayatımızı da düzenleriz. Yaşımız kaç olursa olsun her yaşta “yaşam düzenlemesi “ yapabiliriz. Hiç bir şey için geç değil.
Her an kendimize kattığımız yeni bir şey, yaşamımızın hem şu anına hem de ileriki dönemlerine birer yatırımdır.

Saygılarımla.
Serhat YABANCI